31 Ekim 2010 Pazar

Haaaa!! Unutmadan...

YouTube yasağı kalkmıştır.
Küçüğümüze, büyüğümüze, anamıza, bacımıza, avradımıza hayırlı ve de uğurlu olsun!!

Stupid Girl!!!

Başlıyorum efenim...
   Bu gün bir arkadaşımın doğum gününe davetliydim. Çok da iyi tanıdığım biri değildi de; tüm sınıfı çağırdı ya, nezaketen... Yok be!! Bana kalsa koca kıçımı kaldırmazdım kimsenin doğduğu gün için de, annem zorla gönderdi. Arkadaşım olsunmuş azıcık. Peh... Aptal kızlardan arkadaş olmaz, bu bir.
   Bilmem bahsettim mi daha önce ama ben kolej öğrencisiyim. (Ne havalı, değil mi?) Hani şu caddede gezen, makyajlı, iPhone'lu, okula gelirken iki yıkamada mahvolan dünyanın parası Burlington'ları giyenler benim sınıf arkadaşım olabiliteye sahipler yani. (İtiraf ediyorum!! Benim de vardı Burlington'um. Ama baktım 3 defadan fazla giyilmiyor, pazar çorabına geri döndüm şahsen...)
   Şimdi diyeceksiniz neden bahsettin bundan. Efenim annem beni öyle bir süsleyip gönderdi ki, anlatamam!! Dile getirmese de içten içe bir "kızım mahçup olmasın" havası da seziliyor yani. Orta halliyiz biz ama dolabım "U.S. Polo Assn." dolu nedense. Neyse, geç bunları. Ben evden öyle bir çıkmışım ki, kendimi doğum gününe davetli gibi değil de doğum günü pastası gibi hissediyorum. Ayağımda bir türlü doğru düzgün giyemediğim topuklular, üstümde kat kat "pasta" elbisem... Suratımdaki makyaj...
   Kadınsı görünmesin diye öyle bir makyaj yapılmş ki bana kuaförde, V For Vendetta'daki Evey'in şu pembe elbiseli hali gibi hissediyorum kendimi. (Hatta içten içe o rahip karşıma çıkarsa ben ne yaparım diye komplo teorileri de üretiyorum.) Pembe!! Efenim her şeyim pembe!! Ne tatlı!!
   Neyse, elimde doğum günü hediyesi (Pembe taşlı tasmasıyla sarman bir kedi. İyi bakılacağını bilmesem vermezdim, emin olun), caddede doğum günü için ayarlanmış mekana doğru yürüyorum. (Ben her haftasnu gidiyorm, taaam mıı?!!) Neden dolmuşa binmedim? Güzel soru. Birilerinin bacaklarınıza göz dikmesi için güzel bir fiziğiniz olması gerektiğini düşünürsünüz, değil mi? Öyle olmuyormuş işte.
   Dikkat çekmeyi seven birisi olsaydım, egom çok güzel tatmin edilirdi o cadde yürüyüşüm boyunca. Bende daha çok "yer yarılsa da içine girsem" hissiyatı uyandırdı. Ben ki düğünlere, nişanlara, davetlere, ödül törenlerine ve herhangi özel yerlere bile kotla giden ben için değişiklik oldu. Her değişiklik iyi değildir, bu iki.
   Neeeyse, ben vardım mı o küçük, şirin kafeye? Evet. Varmaz olaydım. Hediyem partinin en "itty-bitty 'n' sweety" hediyesi seçilirken ben kenarda oturup tam da elbisemin tonlarında şekerlerle kaplı pastadan üç dilim yedim. İçeri girdiğim sessizlikle de çıkıp gittim canım sıkılınca.
   Şimdiii... Ben oraya neden gittim. Hehehe!! Ulan size kaç paragraf yazı çıkardım üç dilim pastadan. Her işte bir hayır vardır, bu da üç. Hadi şimdi dağılın....

30 Ekim 2010 Cumartesi

Aklıma gelen ihtimaller, olmuş olabilecekler... Ve tüm belirtiler önümdeymişcesine... Bundan sonra yaşanabilecekler... Tüm izler, tüm yaralar... Yaşanmamış bir hayat.

Neden ben, diye ağlasam. Duyar mısınız sesimi? Çınlar mı buzdan gecenin içinde? Yoksa sıcak öğle güneşinde mi duyarsınız? Kararır mı gözleriniz? Ya da sızlar mı eski yaralarınız?

27 Ekim 2010 Çarşamba

Beşi Bir Yerde Maddeleme...

- Sayın Fernand Fontaine!! O solfej kitabı millet okuyamasın diye mi yazıldı?? İşkence için mi yazıldı?? Ben mi beceriksizim??
- Bir öğretmen her ders "quiz" yapabiliteye nasıl sahip olabilir? Soru hazırlamaktan da mı yorulmaz??
- Sn. Düzgünoğlu; "doğun gümünüz" mutlu ve de kutlu olsun.
- Eyyy tiyatroda telefonundan müzik dinleyen Türk gençliği!! Birinci vazifen lümpenliğini müdafa etmek ( çünkü ve de malesef ki ben ve birkaç kişi dışında bunu herkesin yaptığını gözlemlemiş bulunmaktayım) ve özgün olduğunu iddaa etmektir!! (Bilumum ergende görülen orjinallik tribi.)
- İşbu maddede bahsi geçen gözümün bebeği ergen, saygısızlığını, görgüsüzlüğünü ve de tarih bilgisinden yoksunluğunu ilginç davranışlarınla göstermeye ve çevrendekileri rahatsız etmeye devam et.

**Günün Sorusu:
Son iki maddede ele alınan kişiler ben kişisiyle aynı yaşta olup beni tiksindirmeyi başarabilmişlerdir.
Buna göre;
a) Ben ergen isem o kişizadeler nedir?
b) O kişizadeler ergen ise ben neyimdir? (Bu cümle devrik oldu.)
c) Ergen nedir? (Aslında bunun "tanımsız harf" olması gerekir de, kırk yıllık c'nin hakkını yemeyelim dedim)

21 Ekim 2010 Perşembe

Yoksa yok işte...

Olmuyorsa olmuyormuş...
Dünyalar tersine ancak kendi keyiflerince dönerlermiş.
Ve saat 12'yi vurduğunda,
Tüm insanlar geceyi kabullendiğinde,
Sen karanlığı üstüne alındığında,
Hayalgücün mantığını bertaraf edip sana fısıldadığında,
Kendi yansımanı aynanın dışında görmeye başladığında,
Ruhun bedenini terk ettiğinde,
Sen senlikten çıktığında,
Sen seni aştığında - bir dağ gibi,
Gerçekten "sen" oluyormuşsun.

Ruh bunu baya bir süre önce yazmıştı. İlk okuduğumda pek çıkartamamıştım ne anlatmaya çalıştığını. Şimdi anlıyorum; buna sevinsem mi, üzülsem mi bilemiyorum...


,İnsanlık nereye gidiyor diyemiyorum. Edebi ve derin düşünce gücünü kaybetmemeye çalışan bir insan olarak "insan" kavramını öyle önünüzden geçen her iki ayaklıyı tanımlamada kullanamayacağınızı düşünüyorum. Öyleyse efendim; nereye gidiyor bu homo sapiens'in hali? Ne ara bu kadar çirkinleştik, ne ara bu kadar tiksindirici olduk biz?

Ne ara bu "haber" denen tanımsız, çirkin şeydeki son cümleyi kurabilecek kadar...
Sahi; ne olduk biz? Ne denir buna?

http://www.gazetesok.com/haber.jsp?cid=102021&haberadi=Fatmagul_un_sismesi_geliyor.html

17 Ekim 2010 Pazar

Hayaller...

Bazen bazı işleri çok ciddiye alıyorum. Bazılarına dikkat bile edemiyorum ya, o ayrı mesele. Yine de...

Bazen bazı insanları çok seviyorum. Onlar beni hiç sevmemiş olanlar. Genellikle...

Bazen bazı günlere çok mutlu uyanıyorum. Gecesinde migrenimin tuttukları hep onlar.

Ve bir keresinde...

Hiç bir beklentim yoktu hayattan. Ve o gün hiç bir şey olmadı...

Ve dün bir kez daha aşık oldum yüzüne.

Yarın bir kez daha vuracaksın beni benliğinle.

Bir gün gelecek, ki ben o gün gözlerinin rengini çözmüş olacağım.

Sen de beni seveceksin.

Belki de ben orada olmayacağım.

Ve aynı mısralar senin de geçecek aklıdan.

Ben onları çoktan yazmış olacağım.
"You can check out any time you like, 
But you can never leave."

8 Ekim 2010 Cuma

Olmayan, olmayacak şeyleri istemede üstüme yokmuş.
Bir kez daha anladım.
Böyle diyorum ya, sanki başından beri bilmiyormuşum gibi.
En büyük yeteneklerimden birisi de bu.
Bilmek, umut etmek, bildiğine geri dönmek, ve yeniden umut etmek...
Ben umutsuz bir hayalperestim...
Yaşasın ve malesef.
Arz ederim.

3 Ekim 2010 Pazar

Korku...

Alacakaranlık'tan sonra çıkan vampir furyası gibi (bkz. Lolipoplu Vampirler, Kıçımın Kenarındaki Vampirler, Vampir Sevgilini Nasıl Eğitirsin...), Ejderha Dövmeli Kız'dan sonra da "Yusufçuk Dövmeli Kız", "Ejderha Dövmesini Yapan Adamın Peşinde", "Dövmesini Sildiren Kız" gibi ilginç versiyonlar okur muyuz merak ediyorum.

Search