Başlıyorum efenim...
Bu gün bir arkadaşımın doğum gününe davetliydim. Çok da iyi tanıdığım biri değildi de; tüm sınıfı çağırdı ya, nezaketen... Yok be!! Bana kalsa koca kıçımı kaldırmazdım kimsenin doğduğu gün için de, annem zorla gönderdi. Arkadaşım olsunmuş azıcık. Peh... Aptal kızlardan arkadaş olmaz, bu bir.
Bilmem bahsettim mi daha önce ama ben kolej öğrencisiyim. (Ne havalı, değil mi?) Hani şu caddede gezen, makyajlı, iPhone'lu, okula gelirken iki yıkamada mahvolan dünyanın parası Burlington'ları giyenler benim sınıf arkadaşım olabiliteye sahipler yani. (İtiraf ediyorum!! Benim de vardı Burlington'um. Ama baktım 3 defadan fazla giyilmiyor, pazar çorabına geri döndüm şahsen...)
Şimdi diyeceksiniz neden bahsettin bundan. Efenim annem beni öyle bir süsleyip gönderdi ki, anlatamam!! Dile getirmese de içten içe bir "kızım mahçup olmasın" havası da seziliyor yani. Orta halliyiz biz ama dolabım "U.S. Polo Assn." dolu nedense. Neyse, geç bunları. Ben evden öyle bir çıkmışım ki, kendimi doğum gününe davetli gibi değil de doğum günü pastası gibi hissediyorum. Ayağımda bir türlü doğru düzgün giyemediğim topuklular, üstümde kat kat "pasta" elbisem... Suratımdaki makyaj...
Kadınsı görünmesin diye öyle bir makyaj yapılmş ki bana kuaförde, V For Vendetta'daki Evey'in şu pembe elbiseli hali gibi hissediyorum kendimi. (Hatta içten içe o rahip karşıma çıkarsa ben ne yaparım diye komplo teorileri de üretiyorum.) Pembe!! Efenim her şeyim pembe!! Ne tatlı!!
Neyse, elimde doğum günü hediyesi (Pembe taşlı tasmasıyla sarman bir kedi. İyi bakılacağını bilmesem vermezdim, emin olun), caddede doğum günü için ayarlanmış mekana doğru yürüyorum. (Ben her haftasnu gidiyorm, taaam mıı?!!) Neden dolmuşa binmedim? Güzel soru. Birilerinin bacaklarınıza göz dikmesi için güzel bir fiziğiniz olması gerektiğini düşünürsünüz, değil mi? Öyle olmuyormuş işte.
Dikkat çekmeyi seven birisi olsaydım, egom çok güzel tatmin edilirdi o cadde yürüyüşüm boyunca. Bende daha çok "yer yarılsa da içine girsem" hissiyatı uyandırdı. Ben ki düğünlere, nişanlara, davetlere, ödül törenlerine ve herhangi özel yerlere bile kotla giden ben için değişiklik oldu. Her değişiklik iyi değildir, bu iki.
Neeeyse, ben vardım mı o küçük, şirin kafeye? Evet. Varmaz olaydım. Hediyem partinin en "itty-bitty 'n' sweety" hediyesi seçilirken ben kenarda oturup tam da elbisemin tonlarında şekerlerle kaplı pastadan üç dilim yedim. İçeri girdiğim sessizlikle de çıkıp gittim canım sıkılınca.
Şimdiii... Ben oraya neden gittim. Hehehe!! Ulan size kaç paragraf yazı çıkardım üç dilim pastadan. Her işte bir hayır vardır, bu da üç. Hadi şimdi dağılın....