Kendimi toparlamalıyım. Ve pek çok kez olduğu gibi, yine burada yanlızım. Kendim düzeltmeliyim bu sefer. Yapabileceğimi kanıtlamalıyım, daha çok kendime bu sefer. Çünkü dışarıdan bakan hiç kimse anlamayacak nelerin değiştiğini. Öyle güzel, dümdüz bir çizgi gibi görünüyor ki hayatım...
Bazen kim olduğumu merak ediyorum. Yani bizim işlevsiz telefon sehpasının bile bir amacı var; telefonun yerini belliyor. Lanet olsun ki kendimi ondan daha işlevsiz ve amaçsız buluyorum bazen. Çevremdeki herkes başkası için bir anlam ifade ediyor da ben perde kornişleri çıkmasın ya da masa sallanmasın diye araya sıkıştırılmış kağıt parçasıyım sanki.
Her ne kadar haksızsam da böyle hissetmekte, bir insan duygularını ne derece kontrol edebilir? Edemiyor işte. Aşık da oluyor, yalnız da hissediyor... Mutlu da oluyor. Sıradan bir insanım ben de. Öyle olduğumu düşünüyorum.
Çok mu şey istiyorum diye düşünüyorum da... Çok şey istiyorum gerçekten. Belki de gerçekten bu kadar sevilmez bir insanım ben. Belki de sadece olmam gereken yerde değilim.
Son bir şey daha... Şu an kendimi bırakırsam ağlayabilirim. Sanırım güzel bir şey bu.
Kabul Ulan, Sadece Sayfa Bunlar
25 Ocak 2011 Salı
24 Ocak 2011 Pazartesi
!!!
Ben: Bu sene 14 Şubat'ta yanlız değilim!!
Mel: Hadi len?!! O_o Bahsettiğin çocuk mu?
Ben: Öyle de algılanabilir tabi.. Okullar 14'ünde açılıyormuş.
Mel: Bit git ya... -.-
22 Ocak 2011 Cumartesi
Sefa Pezevengi...
Kimyadan kalırsam kötü olur.
Böyle dediğime bakmayın, abartıyorum da...
50-60 alınca çok koyuyor işte.
Fizik de çalışmam lazım.
MUN clause'larını da sallıyorum, bakalım ne olacak...
Mel ve Reader'ın sınavları da başladı.
Reader gene kıçını kurtarmaya bakıyor anasını satayım.
Bende de olsa öyle ana baba...
Zaten evde işler bir tuhaf.
Kendimi de nedeni olarak görmekten kurtulamıyorum -çünkü öyleyim.
Öff...
Güzel bir şeyler olsa da enerjimi yeniden bulsam be...
Başlık da alakasız oldu ama.. Bizim arkadaşın lakabı işte.
Maksat geçsin bir yerlerde...
Böyle dediğime bakmayın, abartıyorum da...
50-60 alınca çok koyuyor işte.
Fizik de çalışmam lazım.
MUN clause'larını da sallıyorum, bakalım ne olacak...
Mel ve Reader'ın sınavları da başladı.
Reader gene kıçını kurtarmaya bakıyor anasını satayım.
Bende de olsa öyle ana baba...
Zaten evde işler bir tuhaf.
Kendimi de nedeni olarak görmekten kurtulamıyorum -çünkü öyleyim.
Öff...
Güzel bir şeyler olsa da enerjimi yeniden bulsam be...
Başlık da alakasız oldu ama.. Bizim arkadaşın lakabı işte.
Maksat geçsin bir yerlerde...
20 Ocak 2011 Perşembe
19 Ocak 2011 Çarşamba
Piraye için yazılmış... Sene 1945, 23 Eylül.
Tarih böyle olunca, ister istemez meraka kapılıyor insan.
Şu aynı yolu paylaştığın yorgun ayaklardan,
kaçı farkında.
110* yaşında Nazım Hikmet Ran...
Şu aynı yolu paylaştığın yorgun ayaklardan,
kaçı farkında.
110* yaşında Nazım Hikmet Ran...
O şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
— hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—
O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
— her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...—
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...
*Edit: Kusuruma bakmayın, 2010'da yaşıyorum ben hala...
18 Ocak 2011 Salı
Too late for everything or nothing...
Nasıl hiç istifimi bozmadan devam edebiliyorum...
Kafamı çeviremiyorum, bir kelime edemiyorum.
Sanki hiç umrumda değilmiş gibi davranabiliyorum,
o etraftayken.
Yanımda, çok yakınımdayken...
İçimde; bir yerlerde bir şeylerin büzüştüğünü,
kırıldığını, paramparça olduğunu hissedebiliyorum.
Kendi gelip oturuyor, biliyor musunuz...
Ve sonra gidiyor.
Gelirken tek kelime etmediği gibi,
giderken de tek kelime konuşmuyor.
Benimle en azından.
Neden geldiğini anlayamıyorum.
Neden gittiğini anlayamadığım gibi.
Kendimle ilişkilendiremiyorum onu.
Ne de olsa konuşmuyor, değil mi...
Ona baktığı gibi bakmıyor,
konuşmuyor,
gülmüyor...
Ben...
Sanki umrumda değilmişçesine;
konuşmaya,
çalışmaya,
gülmeye,
şakalaşmaya devam ediyorum...
Çünkü başlarda o kadar uğraştım ki
gözlerimi üzerine dikip
onun gözlerinin rengini çözmeye uğraşmamak için,
konuştuğunda ya da güldüğünde
kafamı çevirmemek için,
tek kelime etmemek için...
Yanından bile geçmemek için hatta,
çünkü biliyordum!
Kendimi tutamazdım.
Ve şimdi...
O kadar şartladım ki kendimi
duygularımı açığa vurmamak için,
öylesine korktum ki hissettiklerimden...
Çünkü alışık değildim,
bilmiyordum çünkü...
Kendime bile itiraf edememiştim.
Ve şimdi...
Umarım ki gerçekten benim için değildir;
gelişleri, gidişleri...
Mutlu olmaması için bir neden olmaz o zaman.
Benim için, biraz geç çünkü...
17 Ocak 2011 Pazartesi
15 Ocak 2011 Cumartesi
13 Ocak 2011 Perşembe
12 Ocak 2011 Çarşamba
Tuhafım lan ben!!
Batıyor mu?!
Hahaha!!!
Çok eğleniyorum,
en sonunda çıldırdım!!
Yaşama enerjimi kaybettim...
İsteğimi...
Her şeyimi...
Aşka olan inancımı kaybettim.
Tanrıya olan inancım;
o uzun süredir yok zaten...
Sanırım en sonunda kafayı yedim...
Yanlızım ben, çok yanlız.
En yakın arkadaşım;
benden 30 yaş büyük.
Ha bir de "babam" sıfatına sahip.
"Babam" sıfat sayılır mı;
bilmiyorum.
Şu anda kim olduğumu bile bilmiyorum.
Zurnanın artık zırt bile edemediği yerdeyim.
Çok hayalperest birisiyim.
Birisiydim.
Hala öyle miyim?
İşte o hayatı boyunca,
gerçek olamayacak hayaller kurmuş
asla vazgeçmemiş birisi var ya;
benim.
Ve tüm inançların,
tüm umutların,
tüm hayallerimin
tükendiği;
tüm kalbimin ve aklımın
acıyla dolduğu yerdeyim.
Nefeslerim;
tükendiler.
Ve yaşamaya uğraşıyorum.
Hissediyorum.
Şu andan itibaren,
ben sadece boş bir kabuğum.
Aldırmayın;
saçmalıyorum...
11 Ocak 2011 Salı
8 Ocak 2011 Cumartesi
Ruh'un doğal yaşam alanı..
Hani herkes odasının bölümlerini çekip koymuş ya bloguna, ben de kendiminkini koyacaktım da uzun süredir kim uğraşacak onunla diye erteliyordum...
Bu benim çöp. Bellidir heralde, çöp işte.... Genelde ağzına kadar dolup da taşana kadar kimse elini sürmez ona. O zaman da annem döker zaten. Ben sadece içini dolduruyorum. Kağıt çöpü değil mi, koku yapmıyor bir şey yapmıyor...

Benim küçük kitaplık. İçinde tüm kitaplar yok tabi, sığmıyor.
O fantastik tutkusuna kapıldığım zamanlarda doldu içi.
Artık sağına soluna süs koyuyorum. Kardan adam var, mum var. Aldığım ödüller var. Hatta bilmiyorum seçiliyor mu ama o
kavanozda İngiltere'nin toprağı var...
Bu da benim avizem. Aslında avize amaçlı yapılmış olmasa da avizem. Odamdaki en sevdiğim şey hatta. Orjinal bir şey bu. Ayinciler diyorum bu çevresindekilere de. Eski çağda ayin yapan yerlileri hatırlatıyor bana. Hani şu ateşin etrafında dönen tipleri...
Bu benim çöp. Bellidir heralde, çöp işte.... Genelde ağzına kadar dolup da taşana kadar kimse elini sürmez ona. O zaman da annem döker zaten. Ben sadece içini dolduruyorum. Kağıt çöpü değil mi, koku yapmıyor bir şey yapmıyor...
Bu da benim masam.
Üzerinde henüz bütün defter ve kitaplarım
yok ayrıca, o zaman daha karışık oluyor.
Çok sevgili laptopum ve Mantık da
üstünde tabi. Geometri kağıdı da orda ama
göremiyorsunuz siz. Seviyorum geometri.
O fantastik tutkusuna kapıldığım zamanlarda doldu içi.
Artık sağına soluna süs koyuyorum. Kardan adam var, mum var. Aldığım ödüller var. Hatta bilmiyorum seçiliyor mu ama o
kavanozda İngiltere'nin toprağı var...
Bu da benim mantar pano. Timun badge'i yerini almış, fütürist
rozetleri de öyle. Kardeşimin çizdiği salyangoz da orda tabi.
New York University'nin bağlantı adresi var, annemin seneler
önce hediye ettiği kolye... Rüya yaklayıcısı var kenarda, minik
bir şey. Lorca'nın bir şiirinden birkaç dize var altta; benim
çektiğim fotoğraflar falan...
Bu da benim avizem. Aslında avize amaçlı yapılmış olmasa da avizem. Odamdaki en sevdiğim şey hatta. Orjinal bir şey bu. Ayinciler diyorum bu çevresindekilere de. Eski çağda ayin yapan yerlileri hatırlatıyor bana. Hani şu ateşin etrafında dönen tipleri...
Log!c
Yeni aldığı Mantık kitabına daha motorda gömülünce o
mutlulukla paylaşma ihtiyacı duyan Ruh annesini dürtükler.
"Bir şey kendisinin değilinin değiline eşittir, yani 'ölümlü' ve
'ölümsüz değil' aynı anlama gelir ki bu da p = (p')' kuralının
ispatıdır anne. 'Eğer'in 've'ye dönüşme kuralının ispatı ne
kadar sade ve anlaşılır yazılmış değil mi anne!"
Annede ses yok...
Being a logical freak is rocks!! =D
7 Ocak 2011 Cuma
I don't wanna work today!!
Ben de bügün okula gitmedim!
Canım istemedi.
Gitmedim.
Çünkü gitsem aynen böyle olacaktı.
6 Ocak 2011 Perşembe
Scream!! At the top of your lungs...
Kendimi neden tutuyordum bu güne kadar unuttum, ya da hiç bilmiyordum. Sinirlendiğinizde bağırın. Kırın. Dökün. Yırtınp atın. İyi geliyor. İyi hissediyorsunuz. Evet, kalbim kırıldı ve bağırmak bunu değiştiremez. Yine de Sinirle soluyup küçücük odada volta atmaktan daha iyi geliyor bağırmak.
Pişman da oldum bu günümden. Daha çok yaptıklarımdan... Aslında yapmadıklarımdan. Lanet olsun ulan... Durup dururken de kendine sinirlenir mi bir insan!
Edit: Resim de alakasız aslında. Komik ama.... Değil mi?..
Pişman da oldum bu günümden. Daha çok yaptıklarımdan... Aslında yapmadıklarımdan. Lanet olsun ulan... Durup dururken de kendine sinirlenir mi bir insan!
Edit: Resim de alakasız aslında. Komik ama.... Değil mi?..
4 Ocak 2011 Salı
"Lovin" Versus "Fuckin"
Ruh en sonunda kafayı yemiş olsa gerek...
Bütün gün üç cümlesinden ikisi ders, biri "Tonight, I'm fuckin' you!!" idi.
Şimdi de o ilginç benzetmelerine başladı ya...
Vay halimize!
Notumsu: Hiç fark etmemiştim ulan! Nerden geldi aklına yok Osmanlı'sı yok son padişahı... Korkulur senden hatun...
Ben neden karamsar bir insanım?
Çünkü çok yorgunum. Unutabilsem, kendimi bile unutup gidebilecek kadar yorgunum. Kaybettim. Birçok açıdan derinliğimi kaybettim. Özellikle düşünsel bakımdan, öyle ki sıradanlaştığımı görebiliyorum. Gerileme dönemine girmiş Osmanlı gibi hissediyorum kendimi!! Neydi son padişahın ismi? Mehmet. Ah Mehmet ah...
Çünkü çok yorgunum. Unutabilsem, kendimi bile unutup gidebilecek kadar yorgunum. Kaybettim. Birçok açıdan derinliğimi kaybettim. Özellikle düşünsel bakımdan, öyle ki sıradanlaştığımı görebiliyorum. Gerileme dönemine girmiş Osmanlı gibi hissediyorum kendimi!! Neydi son padişahın ismi? Mehmet. Ah Mehmet ah...
2 Ocak 2011 Pazar
I'm in love with you...
This is my confession of things I've kept inside
Secrets I've tried to hide from you, you never suspect it.
They've been carefully contained, I respectfully restrained the truth....
But now I can't hide it anymore, I can't deny it anymore.
I'm in love with you and I don't care who knows and it shows...
That I have wanted you for so long, and now all of my strength is gone
I can't keep these feelings locked up in my soul.....
So this is my confession, my heart without disguise
Undressed and open wide to you I've abandoned the protection
That has quietly concealed all that I now reveal to you.
For now I can't hide it anymore, I can't deny it anymore.
I'm in love with you and I don't care who knows and it shows...
For I have wanted you for so long, and now all of my strength is gone
I can't keep these feelings locked up in my soul.....
What ever your reaction I will fearlessly without a reservation
tell honestly
That I have wanted you for so long, and now all of my strength is gone
I can't keep these feelings locked up in my soul.....
So this is my confession...
*Fotoğrafı kendim çektim, çekerken de hiç aklımda yoktu bu şarkı açıkçası...
1 Ocak 2011 Cumartesi
Yeni yılın ilk postu...
Sırf benim olsun diye yazıyorum aslında.
Mel'de buralarda ama aklında yoktur onun blog.
Hehehe...
İşte ilk post benim oldu.
Hadi şimdi dağılın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












