24 Mayıs 2010 Pazartesi

We've all felt lonely at one time or another...


The tale of a small child who's forgotten by absolutely everyone... even the postman.

Bazen beni de unutuyorlar. Ben de bazen kendimi unutuyorum. 
Ama unutan kim olursa olsun -ya da unutulan- asla dilemedim yanımdan
hiç ayrılmayacak birisini. Bu minik hikaye bunu düşündürdü bana. Neden?
Neden istemedim? "Sonsuza kadar mutlu"nun masal olduğunu bildiğimden 
mi? Yoksa masal olmasından korktuğumdan mı? Bilemiyorum.
En büyük pişmanlıklarımdan biri de bu...

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Pic.


?!

Sanırım hasta oluyorum. Tatlı delilik hali değil
bu seferki. Fiziksel ve ruhsal olarak hastalık düzeyine
varmaya başladı artık. Bu her neyse. 474. Neredeyse 
500. Koma sınırı. Ve beni hiç etkilemediğini 
fark ettim.Hissetmedim bile. Umrumda olmadığını 
fark ettim. Beni rahatsız etmediğini. İnsan 
beyni, idrak edemiyor bazı şeyleri. Zaten ölüme 
ne kadar yaklaştığımı kavrayabilseydim, şu an size bunları
yazıyor olmazdım. Neden yazdığımı da bilmiyorum
aslında. Hiçbir şeye dokunasım yok. Uykum kaçtı sadece.
Belki de tek neden bu. Belki birileri okur. 
Belki onların bir "çözümü" vardır.
Fazladan. Birisine ödünç verecek...




Rape me, my friend
Do it and do it, again
Waste me
Taste me, my friend
I'll kiss your open sores
Appreciate your concern
=)


18 Mayıs 2010 Salı

Love is sick!!

Uğraşmayın. Asla istediğiniz kişileri düşüremezsiniz 
bu denize. Bu baştan kaybedilmiş bir oyun.
Oh!.. Mon Dieu!!

15 Mayıs 2010 Cumartesi

PaintingsFromCarnage vol.1

İyi değilmiş böyle şeyler çizmek. İyiye işaret değilmiş.
Öyle diyor birileri, duvarları diploma kalabalığı. Ben
hiç bir zaman iyiyi işaret etmedim ki size...
İyiyi işaret edenler de beni göstermedi hiçbir zaman.
***
Ben sadece içimden geçenleri döktüm. Bu pek
sizin düşündüğünüz gibi işlemiyor sanırım.
Ya da sadece ben böyleyim...

13 Mayıs 2010 Perşembe

A Show About A Life...

Son sahnesine denk geldim, babamın açık unuttuğu 
televizyonda. "The Truman Show" Bazen ben de
düşünmüyor değilim aslında, yaşadığımız dünyanın 
gerçekliği hakkında. Bazen kendime, "Sen inandığın sürece
gerçektir dünya." diyorum. Ama ya bir gün ben de inancımı 
kaybedersem? O zaman ne olacak? 
***
Lost and insecure...
You found me, 
You found me...

Lying on the floor...
Surrounded,
Surrounded...
***
İşte bu biraz geç olabilir. Ben Truman kadar şanslı 
olamayabilirim. Ama kim bilir? 

Bunlar küçük kelime oyunları. Bazıları ölmüş olabilir.
Ama umut hala ayakta.

11 Mayıs 2010 Salı

G-C-L-R-?

Scorpions - Maybe I Maybe You


Yanlızlık. Her elimi sürdüğüme bulaştırdığım. Yapamıyorum! Hüzünlü olmayan duyguları yansıtamıyorum. İlk önce kendi içimi doldurmalıyım onlarla. Ki başka şeylere aktarabileyim. Ama, cidden, hiç karışasım yok dümdüz yola. O vardır ve ben onu yürürüm. Sanırım yalnızlığın tanımı bu. Siz dokunmadıkça o
-hayat- karşınıza pek bir şey çıkarmıyor.  
***
"Çıkıp gitmeliyim buralardan!!" diye ayaklanmalarım çok olmaya başladı bu sıralar. Ama az kaldı. Zaman dediğim nedir ki?


*DipNot: Başlığın "geceler" kelimesine göndermesi var. Fakat o harflerin tek tek özel anlamları var benim için. =) Ve sonunun nereye varacağını inanın bilmiyorum...

5 Mayıs 2010 Çarşamba



   Başkalarının hayalleri benim hayatımda gerçeklik buluyor. Kendimi sorumlu hissediyorum hayallerini çaldığım insanlara karşı. Ve yetmez mi artık bu kadarı? Kendi hayallerime kavuşmak istiyorum. 
   
   Bu şarkı gözüme hep çok sevdiğiniz birine ithaf edilecek en iyi şarkı olarak göründü. Aşık olduğunuz birine değil de, kızınızmışcasına sevdiğiniz birisi mesela. Ben yazdığım bütün hikayelerdeki karakterlere ithaf ediyorum. Çocuğunuz gibi oluyorlar, onları siz yaratıyorsunuz. Hayatınız oluyorlar, siz oluyorlar, sizden oluyorlar.  



3 Mayıs 2010 Pazartesi

Güneş, Kadın Ve Sümbül...

The Chairman's Waltz
   Yaşadığını sananlardansa, öldüğünü bilenlerle vakit geçirmeyi yeğliyorum şu sıralar. Yıllardır önünden kimsenin geçmediği mezarları temizlemek bana bu kadar büyük bir keyif vermemeli. Ya da vermeli mi? Ben bir deliyim dostlarım. Ben mezarlık sümbüllerini severim. Hele mayıs güllerine bayılırım. Kuru kemiklerin kanlarını çekmişcesine kıpkırmızı açar onlar. Onları seyretmeyi severim. 


   Ölüm göreceli. Ölüm gri. Ölümün dışı gül, içi çürük kokar dostlarım. Ölmek için acele etmeyiniz. Ölüm dünyaya bir kez gelirse peşinden asla tek bir kişiyi götürmez. Kalanın ardından acı çekmek ölümlere değil ömürlere bedel. 


   Yoruldum. Yorgunum. Madden ve de manen çok yoruldum. Uyumak istiyorum. Sonsuza kadar uyumak. Ama ölüm gibi değil. Bir gün uyanacağım umuduyla koymak istiyorum kafamı yastığa. Ve her şeyin bir kabus olduğunu göreceğim. Gün öğleye varmadan unutulup gidecek hepsi.


   Eğer bu saniyede bu havadan bir nefes daha çekiyorsam, bir diğerini de içime çekmeyi çoktan göze almışım demektir. Ve demektir ki bundan bir önce çektiğim ciğerlerime içimi yakmadan ulaşabilmiş. 


   Hayatımı karartabilecek bir çok şey yaptım. Hala da yapıyorum. Hiç biriyle de gurur duymuyorum. İyi geceleri içimden söylüyorum uzun bir zamandır. Ve kardeşime sadece o uyurken yaklaşabiliyorum. Hayat zor ve asla istediğiniz gibi gitmiyor.


   Öylesine uzun zamandır yaşıyorum ki bu çukurda, yüzeyde neler olup bittiğini merak etmez oldum. Güneşin ışıkları buraya öğleden öğleye düşüyor dostlarım. Dahasına katlanamaz oldum. Daha az önce bir küçük huzmesi için yalvarırken.

Search