The Chairman's Waltz
Yaşadığını sananlardansa, öldüğünü bilenlerle vakit geçirmeyi yeğliyorum şu sıralar. Yıllardır önünden kimsenin geçmediği mezarları temizlemek bana bu kadar büyük bir keyif vermemeli. Ya da vermeli mi? Ben bir deliyim dostlarım. Ben mezarlık sümbüllerini severim. Hele mayıs güllerine bayılırım. Kuru kemiklerin kanlarını çekmişcesine kıpkırmızı açar onlar. Onları seyretmeyi severim.
Ölüm göreceli. Ölüm gri. Ölümün dışı gül, içi çürük kokar dostlarım. Ölmek için acele etmeyiniz. Ölüm dünyaya bir kez gelirse peşinden asla tek bir kişiyi götürmez. Kalanın ardından acı çekmek ölümlere değil ömürlere bedel.
Yoruldum. Yorgunum. Madden ve de manen çok yoruldum. Uyumak istiyorum. Sonsuza kadar uyumak. Ama ölüm gibi değil. Bir gün uyanacağım umuduyla koymak istiyorum kafamı yastığa. Ve her şeyin bir kabus olduğunu göreceğim. Gün öğleye varmadan unutulup gidecek hepsi.
Eğer bu saniyede bu havadan bir nefes daha çekiyorsam, bir diğerini de içime çekmeyi çoktan göze almışım demektir. Ve demektir ki bundan bir önce çektiğim ciğerlerime içimi yakmadan ulaşabilmiş.
Hayatımı karartabilecek bir çok şey yaptım. Hala da yapıyorum. Hiç biriyle de gurur duymuyorum. İyi geceleri içimden söylüyorum uzun bir zamandır. Ve kardeşime sadece o uyurken yaklaşabiliyorum. Hayat zor ve asla istediğiniz gibi gitmiyor.
Öylesine uzun zamandır yaşıyorum ki bu çukurda, yüzeyde neler olup bittiğini merak etmez oldum. Güneşin ışıkları buraya öğleden öğleye düşüyor dostlarım. Dahasına katlanamaz oldum. Daha az önce bir küçük huzmesi için yalvarırken.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder