The Fray - How To Save A Life
Kıskanıyorum. Etrafında, arkasında, insan gibi insanlar olan herkesi. Emeklerine değer verilen herkesi. Çok kıskanıyorum. İnsanların gözlerine bakarak konuşabilenleri, dinleyenleri olanları. Dün oturup bir listesini çıkarttım bunların. Şimdi hiçbirini yazmak gelmiyor içimden. Yarın gidip okulda biraz gitar çalacağım. Pazar günü sinemaya giderim, belki yeni bir defter de alırım kendime. Bir tane de kalem. Sonra oturup kahve içerim. Ve sadece bir kaç saatliğine de olsa, neden mutsuz olduğumu unuturum.
Ama zaman geçmeye devam ediyor. Bazen sadece oturup izlemek istiyorum. Sanki "Benim Dünya'm" ve "Onların Dünya'sı" gibi iki ayrı kavram varmış gibi geliyor. Bir saniye için durmak ve her şeyin farkına varmak istiyorum.
Yan odada kardeşim ağlıyor, babam ona bağırıyor, annem babama bağırıyor. Her gün aynı şey oluyor. Bundan üç sene önce biz böyle değildik. Bazen kendimi suçluyorum, bazen kardeşimi. Çoğunluka kardeşimi. Hep bir parça deliydim ben. Şimdilerde iyce bir hisseder oldum. Hayatım tepe taklak gidiyor ve ben 3 yaşında bir çocuğu suçluyorum.
Hayatın nereye gittiğini görememenin korkusu var şimdi. Dönüm noktaları somut şeyler olmaktan çıkıyor. Bunun iyi olup olmadığını bilmiyorum. Birçok şey hakkında hiçbir şey bilmediğimi göstermekten çekinmiyorum. Ama en kötüsü, şimdilerde fark ediyorum ki sevmek hakkında hiçbir şey bilmiyorum.
Sevilmeyi bile çok iyi bildiğimi söyleyemem sanırım. Beni karşılıksız seven bir ailede yetişmeme rağmen. Aile başkadır demeye getiriyorum. Kan bağı değil anlatmaya çalıştığım, o aitlik hissi başkadır diyorum. Aile başkadır ama her şey değildir. Olamıyor ne yazık ki.
Gülümsüyorum, kafasını bana çeviren herkese gülümsüyorum ben. Çünkü geri dönecek gülümsemelere ihtiyacım var.
Her gülümsediğinizde bir hayat kurtarabileceğinizi biliyor musunuz? Ben bu düşünceyle büyüdüm. Farkındayım, dünyadaki herkese yardım edemezsiniz. Ama eğer dünyadaki bir kişiye yardım etme şansınız varsa, sakın kaçırmayın. Ben çok kez kaçırdım. Pişmanım ve utanıyorum. Bu kelimelere dökülmüyor.
Unutmayın, sizin hayatınız bile sadece size ait değil. O sürdüğü sürece onu daima paylaşıyorsunuz.
Eğer içinizde bir ağırlık hissediyorsanız, bu sevmiyorsunuz anlamına gelir. Depresyon ilaçlarının hiç biri o ağrıyı geçiremez. O ağırlıktan kurtulmak istiyorsanız kalbinizin asla sadece sizin için atmasına izin vermeyin. Zira bir kalp bir insana çok ağır geliyor.
Ve gülümseyin. Benim o gülümsemeye ihtiyacım var. Belki bir gün yolda karşılaşırız. Ben bekliyor olacağım.
Kabul Ulan, Sadece Sayfa Bunlar
29 Nisan 2010 Perşembe
24 Nisan 2010 Cumartesi
Ana Johnson - We Are
I'm too close to see, so in it to understand...
You're a friend...
Just like I couldn't be...
I'm too close to see, so in it to understand...
You're a friend...
Just like I couldn't be...
23 Nisan 2010 Cuma
We all happy in a way...
Derin yetiştirildim ben. Çok derin. Duygularımla yaşadım uzun bir süre. Aşka inandım. Yalnız ama mutlu bir çocukluk geçirdim. Ailem her an üzerime titrerdi. Annem her şeyimi dinleyebilecek ve tavsiye verebilek harika bir kadındır. Babam ise benim için tam bir öğretmendi. Hayal gücümü hep taktir eden ve kafamın içinden çıkacak her şeyi öğrenmeye hazır bir adamdır. Benim bir kitap kurdu, sinema aşığı olarak yetişmemdeki en büyük pay onundur. Ailem, paraya gereğinden fazla önem vermeyen kişilerdi. Beni de böyle yetiştirdiler. Fakat bir yandan da her yaşımda her şeyin en iyisiyle büyütüldüm. Bir şey alınacaksa en iyisi alınırdı. Ama beni mutlu eden bunlar değildi, peki şimdi ne oldu?
21 Nisan 2010 Çarşamba
Well you can bleed on me!!!
Korkuyorum. Neden korkuyorsun diye sorarsanız; yalnız kalmaktan. Şimdi diyeceksiniz ki sen zaten yalnızdın daha ne kadar yalnız kalacaksın. Son günlerde ilhamlarım beni terk etmiş durumda. Öküzün trene baktığından daha çok baktım PC ekranına. Ama yok, tık yok!.. Bir de bende başladığım işi tamamlama hastalığı vardır. Anne karnından tam 9 ay 10'de çıkmış insan evladından başka ne beklenir ki?! Ama yok!!! Yine içimdekileri kağıda, kelimelere, dökmedeki sorunlarım baş göstermiş bulunmakta. Babamla biraz oturup sohbet ettik, bazen fikir veriyor bana. O sırada radyo açıktı. Birden bu şarkı çalmaya başlamaz mı!! Bana ilham geldi sanırım. Şimdi oturup yazacağım yarım kalanları. Şarkı da yazdığım konuyla çok alakasız ya, neyse. Ama asıl sorun; şimdi bu şarkı benim dilime de dolandı. Ulan ulu orta söylenecek bir şarkı da değil...
---
Kahve almaya gittim. Ama sıcak su bitmiş. Babacık kendine çay yapmış. Yeni su koy bilmemne derken saat 8:45. Ben daha yazı yazacağım. 12'den evvel uyku tutmaz şimdi. İlla ki bitecek o yazı. =)
16 Nisan 2010 Cuma
15 Nisan 2010 Perşembe
Acı, Şaşkınlık ve Karışıklık..
Diana Krall - Cry Me A River
Hayatımın kendi kontrolümde olmasından her zaman memnun kalmışımdır. Hiç kaderci bir insan da değilim zaten. "Hayatta başınıza gelen her şeyin sorumlusu sizsiniz." düşüncesiyle büyütüldüm. Şimdi şimdi, bazı şeyleri kontrol edemeyeceğimi öğreniyorum. Ağır geliyor. Ama öğreneceğim yollar öyle bir seçilmiş ki, asla şikayet edemiyorum.
Hayatımın kendi kontrolümde olmasından her zaman memnun kalmışımdır. Hiç kaderci bir insan da değilim zaten. "Hayatta başınıza gelen her şeyin sorumlusu sizsiniz." düşüncesiyle büyütüldüm. Şimdi şimdi, bazı şeyleri kontrol edemeyeceğimi öğreniyorum. Ağır geliyor. Ama öğreneceğim yollar öyle bir seçilmiş ki, asla şikayet edemiyorum.
13 Nisan 2010 Salı
Bir çocuğun gözlerinden...
Reamonn - Through The Eyes Of A Child
Eski, demir bir bahçe kapısı. Küçük çocuk merakıyla yanıp tutuştuğu bahçeyi bir kez olsun görebilmek için soğuk parmaklıklara tutunarak parmaklarının ucuna kalkmıştı... Yıllar sonra aynı kapının önüne gidip kendi Deja Vu'sunu yarattı ve ölümsüzleştirdi.
11 Nisan 2010 Pazar
Posta kutusunda sorular?!?
Sabah e-postalarımı kontrol ederken değişik bir postayla karşılaştım. Açıkçası kimsenin bu kadar özenli takipçim olduğunu düşünmüyordum. Birisi, ki kim olduğu hakkında hiçbir bilgim yok, bana bloglarım hakkında bir kaç soru sormuş.
10 Nisan 2010 Cumartesi
Gecenin İçinden
Sarah McLachlan - Angel
Yalnız kaldı mı insan daha çok içine dönüyor. Beni buradan çekip çıkaracak, kendimden daha çok değer vereceğim birine ihtiyacım var. Şöyle iki kolumdan tutup sarsacak, koruyacak biri lazım. İşin kötüsü beni benden koruyacak biri, koruyabilecek biri. Ne zaman kendi kendimi parçalasam bütün parçaları doğru yerine koyacak biri gerekiyor. Şahsen ne zaman kendimi onarmaya çalıştıysam hep aceleye geldi. Beni , benim kendimi önemsediğimden daha çok önemseyecek birileri lazım. Ki her zerresine kadar doğru yere oturtana kadar kendimi benimle çocukmuşcasına ilgilenecek biri. Tek başına yaşamak için yaratılmamışım ben. Daima yalnız kalmam bundan olsa gerek. Adaletsiz sanmayın hayatı. Eğer hayat adaletsiz olsaydı, ben şu anda size bunları yazıyor olmazdım. Hakettim, hepsini hakettim bunların. Sadece zamansız geldi üzerime. Bu kadar çabuk olmamalıydı. Bir küçük neden, mutsuz olmak için. Gölgemde, güneşin ilk ışıklarında, sabah ayazında gizli. Erken öğrendim bir çok şeyi, işin kötüsü bir çoğunu anladım da. Yaşadım, yaşadım bir çoğunun yaşamadıklarını. Ve yaşayamadım onların yaşadıklarını. Asla tam olarak çocuk olamadım, bu nedenle asla tam olarak büyümeyeceğim. İşte burada takılıyorum. Ne söylenir bundan sonra, bilemiyorum. Bulamıyorum. Nedir bu, onu da bilmiyorum. Tek bir yönde düşünmekle ilgili sorunlarım baş gösteriyor. Anlık sevinç hissiyatlarında diyorum ki kendime, “Bak, bir çocuk olmasan böyle keyif alamazsın bu dondurmadan.” Ve bazen de diyorum ki, “Az buçuk olgun düşünebilseydin, iki gıdım önünü de görürdün. Belki o zaman bu kadar çok düşmezdin.” Hayali dizlerim var benim, hayali yaraların gerçek izleriyle donatılmış. Gerçek acı, diğer hisler hayali.
Yalnız kaldı mı insan daha çok içine dönüyor. Beni buradan çekip çıkaracak, kendimden daha çok değer vereceğim birine ihtiyacım var. Şöyle iki kolumdan tutup sarsacak, koruyacak biri lazım. İşin kötüsü beni benden koruyacak biri, koruyabilecek biri. Ne zaman kendi kendimi parçalasam bütün parçaları doğru yerine koyacak biri gerekiyor. Şahsen ne zaman kendimi onarmaya çalıştıysam hep aceleye geldi. Beni , benim kendimi önemsediğimden daha çok önemseyecek birileri lazım. Ki her zerresine kadar doğru yere oturtana kadar kendimi benimle çocukmuşcasına ilgilenecek biri. Tek başına yaşamak için yaratılmamışım ben. Daima yalnız kalmam bundan olsa gerek. Adaletsiz sanmayın hayatı. Eğer hayat adaletsiz olsaydı, ben şu anda size bunları yazıyor olmazdım. Hakettim, hepsini hakettim bunların. Sadece zamansız geldi üzerime. Bu kadar çabuk olmamalıydı. Bir küçük neden, mutsuz olmak için. Gölgemde, güneşin ilk ışıklarında, sabah ayazında gizli. Erken öğrendim bir çok şeyi, işin kötüsü bir çoğunu anladım da. Yaşadım, yaşadım bir çoğunun yaşamadıklarını. Ve yaşayamadım onların yaşadıklarını. Asla tam olarak çocuk olamadım, bu nedenle asla tam olarak büyümeyeceğim. İşte burada takılıyorum. Ne söylenir bundan sonra, bilemiyorum. Bulamıyorum. Nedir bu, onu da bilmiyorum. Tek bir yönde düşünmekle ilgili sorunlarım baş gösteriyor. Anlık sevinç hissiyatlarında diyorum ki kendime, “Bak, bir çocuk olmasan böyle keyif alamazsın bu dondurmadan.” Ve bazen de diyorum ki, “Az buçuk olgun düşünebilseydin, iki gıdım önünü de görürdün. Belki o zaman bu kadar çok düşmezdin.” Hayali dizlerim var benim, hayali yaraların gerçek izleriyle donatılmış. Gerçek acı, diğer hisler hayali.
Carlos Gardel - La Cumparsita
Tüm mutsuzluğumu geride bırakmaya uğraşıyorum şimdilerde. Ne yazıktır ki kanıma işlemeye başlamış şu son günlerde. Onu söküp atabilmek için daha kuvvetli duygulara ihtiyacı var insanın. Gerçekten insan olan bir insanla iki çift laf etmeyeli baya bir oldu. Konuşmasını unuttum. Öyle ki hitabet bozuklukları yaşıyorum. Teşekkür etmeyi, özür dilemeyi falan da unutmuşum. Tek başınıza da oturup savaşamıyorsunuz kendinizle. İki parça kapışıyorsa örneğin içinizde, birinden birine arka çıkacak bir başkasına ihtiyacınız var. Biz?! Birkaç kişiyiz tek bedende. Fazlasıyla iyi dostuz biz. Narsistlik değil bu. Birbirimizi seviyoruz biz, kendimizi değil. Aslında hem kendimizi, hem birbirimizi seviyoruz. Bir de bir başkası sevebilse hepimizi birden... Göreceksiniz, tek kişinin adanmışlığı olmayacak benimkisi. Bir gün görecek birisi. Bir çift gözden çıkan yüzlerce ışığa kendi gözlerini dikebilecek birisi. Her sabah farklı bir yönden doğacak güneş, her gece farklı olacak ayın rengi. Depresif bir hal değil bu, mutsuz da değilim aslında... Sadece boşluk. Bir şeyler hissetmeye ihtiyacım var, koyamadım ismini. Konuşmayı, kendimi anlatmayı bana tekrar öğretecek birisine ihtiyacım var. Küçük bir çocuk oldum tekrardan, büyümeye ihtiyacım var.
9 Nisan 2010 Cuma
Altını Çizdiklerim
Jim Sturgess&Joe Anderson - Strawberry Fields Forever
İnsan dünyanın bir ucuna kaçsa da kendisini aşmaktan kurtulamaz; Tanrı, güneş, Shakespeare, gezgin bir satıcı gerçekte kendisini aşarak kendisi olur.
James Joyce - Ulysses (Sf. 551, Bölüm 15, Cümle 2290)
İnsan dünyanın bir ucuna kaçsa da kendisini aşmaktan kurtulamaz; Tanrı, güneş, Shakespeare, gezgin bir satıcı gerçekte kendisini aşarak kendisi olur.
James Joyce - Ulysses (Sf. 551, Bölüm 15, Cümle 2290)
8 Nisan 2010 Perşembe
İlham...
İlham Asla Aradığınız Yerde Değildir Ve Asla İhtiyacınız Olduğunda Gelmez!!!
Evet, bu günün sloganı bu. Her şey çok hızlı ve üstüste geldi. Sevmem hızlı gelişen olayları, hep çuvallatır beni. Ve öylesine ihtiyacım var ki ilhama! Ödevlerim için,yıl sonu gösterisi için, yaşamak için... Ama yine gökte ararken cehennemin dibinde bulacağım sanırım.
Bu bir Apollon heykeli. Ama sıradan bir Apollon değil, "Lir Çalan Apollon".
Ve bunlar da Apollon'un ilham perileri. İşin tuhaf tarafı, bu heykeller hamamlarda bulunuyormuş bir zamanlar. Bende laptopumu alıp bir hamama mı gitsem acaba? Belki beni de bulur ilham perileri.
*Heykeller "İstanbul Arkeoloji Müzesi"nde bulunmaktadır.
7 Nisan 2010 Çarşamba
Hayat hakkında bir farkına varış...
A dedicate... Bob Dylan - One More Cup Of Coffee
Yükleyen weirdstory. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaşayın!
Eğer bir şey, kendinizi ifade etmenin yegane yollarından biriyse; onu bırakamıyorsunuz. Kim ne derse, ne yaparsa yapsın. Nasıl birisi size iyi biri olmadığınızı söyledi diye hayattan vazgeçemiyor, vazgeçmiyorsanız.
6 Nisan 2010 Salı
Gitar teli koparsa işte böyle bir ses çıkar.
John Mayer - Victoria
Ya ölümden korkuyorum, ya da iyicene mazoşistleştim diye düşünürken en zor şeyi itiraf ettim kendime. Seviyorum yaşamayı. Deliyim ben çünkü. Mazoşist falanda değilim. Tam tersi; pis, sadist bir insanım. Önce paramparça edip, sonra merhamet gösteriyorum. Aşağılıyorum, aşağılanıyorum. Şüpheleniyorum, pişman oluyorum. Şüpheleniyorum, sonra yine şüpheleniyorum. Sabır gösteriyorum, alttan alıyorum. Rol yapıyorum, maskeler takıyorum, perdeler çekiyorum. Üzülüyorum, endişeleniyorum, seviyorum, gösteremiyorum. Dinliyorum, katlanıyorum, düşünüyorum, anlatamıyorum. Biliyorum, söyleyemiyorum. Bilmiyorum, farkedemiyorum, çuvallıyorum. İnime girince koparıyorum ipleri, paramparça edip pişman oluyorum.
***
Bir şeyler ben düzeltmeye çalıştıkça daha beter oluyor.
Bir garip deliyim, anlatamıyorum. Yaşamayı seviyorum.
Ya ölümden korkuyorum, ya da iyicene mazoşistleştim diye düşünürken en zor şeyi itiraf ettim kendime. Seviyorum yaşamayı. Deliyim ben çünkü. Mazoşist falanda değilim. Tam tersi; pis, sadist bir insanım. Önce paramparça edip, sonra merhamet gösteriyorum. Aşağılıyorum, aşağılanıyorum. Şüpheleniyorum, pişman oluyorum. Şüpheleniyorum, sonra yine şüpheleniyorum. Sabır gösteriyorum, alttan alıyorum. Rol yapıyorum, maskeler takıyorum, perdeler çekiyorum. Üzülüyorum, endişeleniyorum, seviyorum, gösteremiyorum. Dinliyorum, katlanıyorum, düşünüyorum, anlatamıyorum. Biliyorum, söyleyemiyorum. Bilmiyorum, farkedemiyorum, çuvallıyorum. İnime girince koparıyorum ipleri, paramparça edip pişman oluyorum.
***
Bir şeyler ben düzeltmeye çalıştıkça daha beter oluyor.
Bir garip deliyim, anlatamıyorum. Yaşamayı seviyorum.
5 Nisan 2010 Pazartesi
Pişmanlık
Hypnogaja - Here Comes The Rain Again
Geleceğin Nostradamus'u yetişitor. Bunun farkına vardım bugün, hemde matematik dersinde.
---
Bir insan bir gün içinde kaç ayrı duyguyu yaşayabilir? Eskiden böyle biri değildim ben. Nereye gittiğimi göremiyorum. Boşladım, çok boşladım her şeyi. Öyle ki hayatta kalıp kalmamayı bile boşladım. Yine kan şekerim bir tavanı buldu, bir yerlerde süründü. "Ya eve yetişemeseydin?" dedi yine babam. "Ölürdüm." Ne de kolay dedim. Ben bile şaştım. Aldığım cevap yine içimde bir şeyleri ezdi. "Eğer istediğin buysa, iskencelerin en güzelini yaşatıyorsun."
---
Ağlardım eskiden böyle şeylere, insanlığımı kaybediyorum.
---
Eskilerden konuşmayı sevmezdim. Hayali arkadaşlarım vardı benim, annem anlatırdı. Utanırdım. Şimdi, utandığımdan utanıyorum. Nerede şimdi onlar. Fark ettim ki onları artık sadece annemden dinleyebilirim. Fark ettim ki onlar benim tek arkadaşlarımdı. Hangimiz önce yüz üstü bıraktı, hangimiz yüz üstü bırakıldı? İnanın bana bilmiyorum.
---
Ağlamazdım eskiden böyle şeylere. Pişmanlık, insanlık tanımıyor.
Geleceğin Nostradamus'u yetişitor. Bunun farkına vardım bugün, hemde matematik dersinde.
---
Bir insan bir gün içinde kaç ayrı duyguyu yaşayabilir? Eskiden böyle biri değildim ben. Nereye gittiğimi göremiyorum. Boşladım, çok boşladım her şeyi. Öyle ki hayatta kalıp kalmamayı bile boşladım. Yine kan şekerim bir tavanı buldu, bir yerlerde süründü. "Ya eve yetişemeseydin?" dedi yine babam. "Ölürdüm." Ne de kolay dedim. Ben bile şaştım. Aldığım cevap yine içimde bir şeyleri ezdi. "Eğer istediğin buysa, iskencelerin en güzelini yaşatıyorsun."
---
Ağlardım eskiden böyle şeylere, insanlığımı kaybediyorum.
---
Eskilerden konuşmayı sevmezdim. Hayali arkadaşlarım vardı benim, annem anlatırdı. Utanırdım. Şimdi, utandığımdan utanıyorum. Nerede şimdi onlar. Fark ettim ki onları artık sadece annemden dinleyebilirim. Fark ettim ki onlar benim tek arkadaşlarımdı. Hangimiz önce yüz üstü bıraktı, hangimiz yüz üstü bırakıldı? İnanın bana bilmiyorum.
---
Ağlamazdım eskiden böyle şeylere. Pişmanlık, insanlık tanımıyor.
4 Nisan 2010 Pazar
Şimdi fark ettim. Ne iç karartıcı şeyler yazıp duruyorum ben. Sizlere güneşle denizin dansını getirdim. İçinizi ısıtır umarım.
Tchaikovski - Dance Of Sugar Plum Fairy
Tchaikovski - Dance Of Sugar Plum Fairy
Aşk hakkında bir farkına varış...
Chopin - Prelude Op. 28 No. 4
"Sırılsıklam" aşık olmak, çok ağlamaya bir göndermedir. Ve eğer yeterince ağlamamışsanız kendinizi aşık saymayınız. Bu gerçek aşkları aşağılamaktır.
"Sırılsıklam" aşık olmak, çok ağlamaya bir göndermedir. Ve eğer yeterince ağlamamışsanız kendinizi aşık saymayınız. Bu gerçek aşkları aşağılamaktır.
Dünyanın en tehlikeli işi bir uçurumu iki adım aşmakmış. Hayır efendim. Dünyanın en tehlikeli işi birisine kitap ödünç vermektir. Bir türlü geri dönmez o kitaplar. Ah ne de anısı vardı oysa...
----
Hiç sevmiyorum; ne kitaplarımı ödünç vermeyi, ne de ödünç alınmış kitabı okumayı. Bir kere okudunuz mu, eliniz kolunuz gibi, parçanız olup çıkıyorlar.
3 Nisan 2010 Cumartesi
Merhaba, ben senim.
Evanescene - Hello
Keşke tedavi edilebilir bir hastalık olsaydı. Öldürmüyor sizi, süründürmüyor. Ama öyle ki ömrünüz boyunca sizinle geliyor. Bazıları onu büyük bir hediye, Tanrı vergisi olarak tanımlandırıyor. Beni yanlız kılıyor ve sizi. Duyduğum, izlediğim, okuduğum ve yazdığım her şey kafamın içinde devam ediyor. Ruhları dışarı çıkmak için beyin duvarlarımı zorluyor, kişilikleri benimkini zehirliyor, melodiler kulak zarlarımı tırmalıyor... Siz, kendini zavallı sananlar, neyle kutsandığınızın farkında değilsiniz. Unutuyorsunuz, unutabiliyorsunuz. Dinledikleriniz, anlamaya çalıştıklarınız etrafınızdakilerle sınırlı. Kaçınız kendisiyle konuşarak saatlerini geçirebilir? Kaçınız bir stadyumda hayal kurabilir veya kaçınız bir konserde bambaşka bir şarkıyı mırıldanabilir. Ve hanginiz yıllar önce izlediği filmin bir anda aklına gelen konusundan esinlenerek yazabilir? Hanginiz bunu güzel bulabilir? Bu sözde yeteneğe sahip olmak isteyenler çıkaracağı patırtıyı göze alabilir mi? Ne ile karşılaşacağınızı bilmeden evet diyebilir misiniz? Bir koku kırıntısı, kalabalıktan sıyrılıp kulaklarınıza ulaşan tek bir cümle, bir enstantane, bir saniyelik boşluk beyninizin içinde ne kadar derine inebilir? Dostlarım. Düşüncelerin kurduğu kalkan savaşlarda kullanılabilinseydi, inanın bana, dünyanın sonu gelirdi. Elmas gibi; sert, keskin, şeffaf, ender. Ve öylesine saklıyor ki sizi, kimse farkınıza varmıyor. Orada olup olmamanız hiç bir şeyi değiştirmiyor. Hiç biri için doğru kişi değilsiniz, kendinizden başka. Böyle hissettiriyor. Çünkü onunla vakit geçirmenizin tek yolu bu. Merhaba, ben senim. Biraz sohbet edebilir miyiz?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





