31 Aralık 2010 Cuma

Gecelere akacak bir ben mi varım yahu?
Ay hepiniz mayışıksınız!!!
Oturun evde bira için.

Bu arada hala video'yu bekliyoruz Ruh...
;D

Ruh'un moralini düzeltirim ben. Hediyemi de merak ediyorum. Bu
sene bitmeyen bir şey al Ruh!
Geçen sene, sanırım mandalinalı, Binboa almıştı. Espirisi vardır
aramızda. Ben de ona marzipanlı
çikolata alayım bari bu sene. Ne de olsa bilip bilmemesi bir şey
değiştirmeyecek, o yüzden yazıyorum
buraya. Sinirleri bozulmuş onun, düzeltiriz biz. Hem adaya da uzun
zamandır gitmiyordum. Erkin
abiyi de görmüş olurum. Bir klüpte ayak ezdirmekten daha iyidir
evde kalıp istediğin şarkıyı dinleyebilmek.
Bir yılın son günü. Bana çok da anlamlı gelmiyor. Ocak ve muhtemelen Şubat boyunca 2010 yazmaya devam edeceğim ya defterin kenarına yanlışlıkla, onun dışında pek hissettirmeyecek kendini yeni sene. Bu güne de pek iyi başlamadım zaten, sabah kan şekerim yine yüksekmiş; ben hatırlamıyorum. Gitmedim okula, zaten çok kimse de gitmemiş. Arkadaşıma da gitmemeye karar verdim, onların evinde de bir şeyler olursa şekerime diye. Sonra buluşuruz onunla.

Peki ben bunları neden yazıyorum? Mal mıyım ki ben?

30 Aralık 2010 Perşembe

Hoptikitkitompampampum!!
-Yazınca daha beter oluyormuş Mel.-

Haftanın şarkısı Mel'in seçimiydi.
Tuttu sayabilir miyim, bilemiyorum ama...
Dinleyince bir an, küçücük bir an için, tutturduk gibisinden bir hisse kapıldım.

Gitmeee!!  
Happiness Is A Warm Gun'ın başlarındaki slow bölümü başa sarıp sarıp dinledikten sonra beni sadece daha beter yaptığını fark ettim. Her saniye daha da mutsuz hissediyorum kendimi ki normal değil bu sanırsam. Pazartesi'ye kadar da çıkamam sanıyorum bu havadan. Ya pazartesi daha da kötü olursa?..

"I need a fix 'cause I'm going down." 


İki kişi var yine içimde. Bir tanesi uyuzun teki, tam bir Nostradamus; bir diğeri ise Polyanna'nın doğumda karışmış ikiz kardeşi. İkisi içimde çatışınca öyle sinir edici bir ortam oluyor ki kafamın içi, ben de dışarıdan izliyorum. Ha bilmediğim bir şey söylesinler, başım üstüne...

"Just gotta do it."


Bir de bu sefer yürüyüp giden ben oldum. Evet, onu arkada bıraktım ve... Ve saatlerdir bir an için bile olsa kafasının içinde olabilme isteğiyle kavruluyorum.

MJ.

!!!

If a man can't dance, he gets no second chance!

29 Aralık 2010 Çarşamba

tanımsız anlar ve 0 / n

   Mel'le küçük, neşeli olarak tanımlamayı çok sevdiğim o kafede buluşuyoruz, sözde bana biyoloji çalıştıracak. Fonda Kaoma - Lambada çalıyor, oturduğum yerde hafif hareketlerle, kendi çapımda, dans ettiğimi de garson gelip siparişimi isteyene kadar fark etmiyorum. Sert bir kahve söyleyip Mel'i bekliyorum; o da her zamanki gibi geç kalıyor, sonra da kahveme laf ediyor bir posta. "Çok içiyorsun." diyor, "Duyan da sigara tiryakisi sanacak beni." diye hafifçe gülüyorum.
   Biraz anlatıyor ama farkında, onda değil dikkatim. "Yunanlıları sevmem ben, çok şamatacı insanlar." diyorum durup dururken. Sorgulamıyor. Hoperlörlerden odaya yayılan şarkı Walk On By artık. Biraz kendime sinirleniyorum. "Tam aşık olacak zamanı buldun." diyorum kendime, "Tam da adamını buldun." Anlıyor.
   "Kalkalım." diyor, itiraz yok. Yolda yürürken kendi kendime Soul Man'i mırıldanıyorum, sırf aklımdaki iç karartıcı düşüncelere inat. Kaldırım kenarındaki taşlardan yürüyorum. Mel gülüyor. Birkaç kişi dönüp bize bakıyor. Dönüp dil çıkarasım geliyor bir an, geldiği gibi de kayboluyor bu his. Aniden.
   Sonra bu aniden hissettiğim dil çıkarma isteği aniden kabaran ve aniden sönen umut duygusunu hatırlatıyor bana. Gene moralim bozuluyor. Nefret ederim aslında şu melankolik halden de... Bu sefer Mel "Get yourself off the ground! YMCA!!.." diye neredeyse bağırarak beni güldürmeye çalışıyor. Başarılı da oluyor aslında.
   "Yılbaşında arkadaşımda kalıyorum." diyorum, bu sefer başka bir yere gitsin diye uğraşıyorum. İçini çekiyor. "Büyüdün, değil mi?" diyor. Gözlerim batmaya başlıyor birden, ayrı geçireceğimiz ilk yılbaşı olacak. "Yapacak hiç bir şeyim yok ki." diyor, dile getirilmemiş sorumu hissetmşcesine. "Bulmalısın, bulabilmelisin." demek istiyorum. Ama tek yapabildiğim dilimi ısırıp yürümeye devam etmek oluyor.
   Ne yapacağımı bilmediğim anlardan birisi, ve ben saatlerdir içinde kayboluyorum.
  

28 Aralık 2010 Salı

He's My Soul Man!!


Well grab the rope and I'll pull you in
Give you hope and be your only boyfriend
Yeah, yeah, yeah, yeah...

x_x

- Nefret ediyorum güneşten önce kalkmaktan!! Hani sabahın köründe uykunun can çekişmeleri gözlerinizden okunur da birkaç bardak kahvenin dibini de görseniz de leşini peşinden sürüklersiniz... İşte o halden nefret ediyorum!

- Kaçtı! Resmen kaçtı! Mel bunu duyunca çıldıracak. Benim de hoşuma gitmiyor. Yanına oturmaya yeltendiğiniz insan ne emelle kalkar da en arkalara geçer ki?

- Çay sevmediğime şaşıran insan topluluğu, sizin için tekrar ediyorum. "Ben çay sevmem!"

- Şu anda kendi kendime gülüyorum!

- Küfretsem?..

- Hassiktir!

- Bu yazı nereye gidiyor dostlarım?

- Yarın çarşamba lan! Bir gün mü kaldı "partimsi"ye?

- Araştırma başlıklarıma bakmam lazım.

- Matematik ödevim var.

- Fransızca ödevim var.

- Kimya quizim var.

- İki tane Albeni yedim.

- Sözde zayıflayacağım.

- Ben ne boş bir insanım yahu?!

- Tamam, gidiyorum ben.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Şu salak şarkıyı yılbaşı ağacına kim bağladı?
Hala gülüyorum!!
Seneler oldu bunu dinlemeyeli.

26 Aralık 2010 Pazar


Bu hafta güzel geçsin...
Bu hafta güzel geçsin...
Bu hafta güzel geçsin...
Bu haft...

I know what I want and what I'll never get...


Ne istediğimi biliyorum, ben umutsuz vakayım. 
Şimdiye kadar yılbaşıymış, kıçımın kenarıymış pek de 
umrumda olmazdı aslında. Şimdi de yeni yıl kısmından çok
o gün itibariyle ve partisiyle ilgilendiriyor beni. 
Çok yüzsüzüm değil mi. Ama yılbaşının benim üzerimde
bir büyüsü olmaması başkalarının üzerinde olmayacağı
anlamına gelmez ki. 
Belki onlar etkilenir bu büyüden, ben de nasibimi alırm. 
Emin olun alırım. Ki haberiniz de olur zaten.

Karşı koyamadığım şeyler var benim;
kahve,
vanilya, 
karamel, 
çikolata,
karamelli çikolata, 
tarçınlı şekerlemeler,
.
.
.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Bu tema hiç içime sinmedi aslında... Değiştirmek istiyorum!! Ama bir boku değiştiremeden çıkıyorum her seferinde. Yeni başlığı da beğenmedim. Mel değiştirmişti bundan önce, o da sıkıldım demeye başladı. Reader'ın umurunda değil pek, siz ne yaparsanız bana uyar havalarında o. Öneriniz varsa uygulamaya hazırız, ben de saksıyı çalıştırmya başlayayım bari...

Edit: İşte değiştirdim. Kızlar beğenir umarım...

24 Aralık 2010 Cuma

Ben de resim koyacaktım ama DeviantART çok büyük. Bir de bizim okulda öyle kızlar yok, varsa da ben bilmiyorum. Sınavım da iyi geçti sayılır sevgili Mel, Facebook'un da hayırlı olsun bu arada. Hahaha!!

"Zoziz" Party!!


"Sosis Partisi"ne "Sosis Partisi" denmesinin bir nedeni var ki o da sosis yenmesi dostlarım!! (Yani çatlayana kadar içip sarhoş olmak değil!!) Bilumum ketçap, mayonez ve sos çeşitleri, yanına da bira. Salak saçma müzikler dinlemek ve kırılıp kırılmaması umrunuzda olmayan koltukların üzerinde zıplamaktır "Sosis Partisi". Ve her seferinde benzer görüntülere sahne olur "Sosis Partisi".

- Okulda "Dahiymiş oolum, öle dio bizimkiler." gibi dedikoduları çıkan ve çok... "doğru düzgün - hanım hanımcık" bir kızımız sanırım ilk defa klozetle yüz yüze tanıştı. Yazık, benim elimde olsun istemezdim.

- Ruh gene yapacağını yaptı ve sözümü dinleyip light almak yerine fıçı bira aldı! Millet sarhoş oluyor diyorum salak!! (Ev benim değildi, seviniyorum.)

- Ketçap ve acı sosun kutularını karıştırıp hepimizin ağzına eden -gerçek anlamda- Sn. A.'ya içten teşekkürlerimizi sunuyor, bir dahaki partide her adımını düşünerek atmasını öneriyoruz. Her an başına bir şey gelebilir A.

- Gerçekten bira ile o hale geldiyse kaç kutunun dibini gördüğünü merak ettiğim H., birden gelen şarkı söyleme isteği nedeniyle evine gönderilemedi. Kapının önüne bile çıkartamadık!!

- Her seferinde ilginç bir tişörtle karşımıza çıkmayı başaran Ruh'un tişörtü en çok konuşulanlardan biriydi: "Boys make good pets." Söyledim, bana da alacak!!

- Yeterli miktarda sosis kızartabilmek için öğle yemeklerinin yendiği artık ahpab olunmuş kebapçıdan alınan sahan ve okulun laboratuvarından kaçırılan üç ayaklarla ispirto ocakları kullanıldığından mutfak uzun bir süre için ispirto koktu. Belki hala kokuyordur da burnumuz alışmıştır.

*Sabah kalkıp okula giden ve sınava giren Ruh'un sınavı nasıl geçti, merak konusu...

23 Aralık 2010 Perşembe

Bu gün yine durup dururken 30'lu, 40'lı yaşlara geleceğimi düşünüp korktum. Anlatılmıyor bu duygu, bir çok şey birbirine giriyor. Sonra kendi kendime şöyle dedim ve biraz olsun rahatladı içim, "Yarın uyandığında hala 15 yaşında olacaksın ve en büyük derdin 3. dersteki sınav olacak. Şimdilik önemli olan bu.".

Aidiyet...

Ben 15 yaşındayım.

Her fırsatta harika bir çocukluk dönemi geçirdiğimi söylerim. Bu gerçekten böyle olduğu için mi; yoksa içeride bir yerlerde bir eksiklik var da onu mu kapatmaya çalışıyorum, bilemiyorum. Hayali arkadaşlarım vardı, mükemmeldiler. Ya da benim olmak istediğim her şey. Çok şeye sahip olmak, her şeye sahip olmak, bende daha fazlasını isteme içgüdüsünü uyandırdı. İnsan her istediğine sahip olamıyor.


Ben küçüktüm.

Sevmekten hiçbir zaman çekinmedim. Ama sevdiğimi göstermekten hep korktum. Ben kimdim ki karşılık alacaktı bu sevgi. Her zaman herkesle anlaştım, ama hiç kimseyle yakınlaşamadım. Okula gitmeye ilk başladığımda, garipti. Kendimi karınca yuvasına düşmüş bir tesbih böceği gibi hissediyordum. Büzülüp sert kabuğumu etrafıma sarmıştım ve çevremdeki hiperaktif karıncaların itelediği yöne gidiyor, gittikçe daha da dibe batıyordum. Bir süre sonra kayboldum.


Ben büyüdüm.

Zaman geçtikçe değiştim. Çok değiştim, az değiştim. Büyüdüm; küçüldüm, küçücük oldum. İnsanın başını ağrıtan müzikte ve göz yoran ışıkların altında nasıl dans edildiğini öğrendim. Her gün, okula gelirken bile makyaj yapan yaşıtlarımdan daha iyi makyaj yapabildiğimi fark ettim. Öyle ki gündelik beni tamamen saklayabiliyordu. Öyle ki şaşırtıyordu sade gündelik beni bilenleri. Kim gerçekten ben, bilmiyorum. Ya da var mı öyle birisi...


Ben 15 yaşındayım.

Küçük sayılacak yaşlarda büyük kararlar verdim. Beni ne kadar yorsa, yıpratsa da kendimi ben sanılan benden ve başka herkesten daha az sevilmeye değer gördüm hep; kim olduğumun ya da -bazı anlarda- olabileceğimin ezici farkındalığı suratıma vurduğu andan beri. Çok derindi hissettiklerim; o kadar derindiler ki, kaynadıkları yerden çekip çıkarmaya uğraşsam yakarlardı beni. Sadece canımı acıtırdı. Babam bana bunun kötü bir şey olmadığını söylerdi; zira aynı ateşlerin yaktığı başka birisini bulduğumda, hangi ateşin kimi yaktığı umrumuzda olmayacaktı.


Ben 15 yaşındayım.

Bundan önce 14, 13 ve 5 yaşında da oldum. Asla ait hissetmediysem bile...

22 Aralık 2010 Çarşamba

I don't wanna be a stupid girl!!



Beni sadece elimde sakız kutusunu gördüğünde tanıyan
insanlar var.

Ben sakız çiğnemeyi bırakamıyorum.

Millet -adını biliyorum- sakız için çantamı karıştırıyor.
Hem de izinsiz, nefret ederim.

Ama ben sakız çiğnemeyi bırakamıyorum!

Bir de benimle neredeyse sadece sakız ve sataşmak
için muhattap olan birisi var. Lanet olsun!!

Ben yine de okula her gün sakızla gidiyorum!!!


21 Aralık 2010 Salı

I hate boys but love biology!! K?!

Edward ve Bella biyoloji derslerinde yakınlaşmaz olalarmış!!
Benim yarın biyoloji dersim olmaz olaymış!!
Bıktım ulan!!

Kendimi böyle motive edeceğim artık!
I Hate Boys!


20 Aralık 2010 Pazartesi

Şu anda moralimin bozuk olması gerekirdi sayın bilog!!
Ama gayet yerinde... Hatta oturduğum yerde dans ediyorum?! 
Hiç iyi değilim ben bilog, sınav haftası bozdu yine sinirlerimi!! 

Aklımı kaybettim. Hükümsüzdür.
Mel!! Bad Touch?? Gerçekten!?
Öğretmen beni öne aldı. 
-HisterikGülüş-

19 Aralık 2010 Pazar

Ruh'un yarın biyoloji dersi var dimi...
Sağ tarafa otur hatun, sağ tarafa!
Hahaha!!

Sevgili Reader'a not:

Yılbaşında kırmızı hırkamı, senin hediye ettiğin beyaz kotumu ve siyah Chuck'larımı giymeyi planlıyorum. Hediye olarak da o cam bibloları alacağım yarın, bir de kart yazarım içine. Sınavları atlatayım da, şu partiyi dört gözle bekliyorum.

We don't know why...

Bir an için, etrafınızda olup biten her şeyin farkına varabildiğinizi düşünün. Dünyanın dönüyor oluşundan ya da bir yerlerde saniye başı bir çocuğun ölüyor oluşundan bahsetmiyorum. Bunlar zaten ara sıra, zamansızca kafamıza düşen düşünceler. Farkındayız aslında...

Farkında olmadığınız şeyleri bulmak ve farkına varmak için kafanızı yorun bu gün. Ya da boşverin, uyuyamadım işte... Saçmalıyorum...

Sinirlerim bozuk lan benim!!

17 Aralık 2010 Cuma

Please close the door when you're done...

Bazen, daha önceleri neden mutlu olduğumu unutuyorum. Hem de çok çabuk. Hatırlıyorum da gerçi, nesi beni mutlu etmiş anlayamıyorum. Kendine güveni yüksek bir insan olmadım ben hiç, bazen daha çok hissediyorum bunu. Çok hızlı geçiyor zaman, çok hızlı geçiyor günler. Çok çabuk unutuyorum çoğu şeyi. Bazı yüzleri ilk gördüğümden beri ne kadar zaman geçmiş farkına varamıyorum, ama ilk gördüğümde neler düşündüğümü hatırlıyorum. Asla ve her zaman yanlız olduğumu biliyorum. Yanlızlık rahatsız etmeye başlıyor bir süre sonra. Ama dışınızdaki kabuk öylesine sertleşiyor ki kıramıyorsunuz. Bir  kelebeğe dönüşeceğini umduğunuz küçük tırtıl benliğinizi dışarıdan korumak için çevrenize ördüğünüz koza taşlaşıyor. Ve yanlız kalıyorsunuz.

16 Aralık 2010 Perşembe


Benim ve babişin favorilerinden biri, B.B. King. Kendimi yerlere atmak, döne döne "The Thrill Is Gone" söylemek istiyorum. Ökkeş'i görsem yarın sabah, ne mutlu olurum!! Şans, şans istiyorum!! Tek ihtiyacım olan o sanki!!


Edit: Enini değiştirmem lazım pencerenin!!
Edit.2: Değiştirdim. Ehi ehi...
Boş post atabilen birisi olarak kendimle gurur duyuyorum!! Ayrıca kulak falan takmam ben! Ya da belki takarım, yapacak başka bir şey bulamazsam tabi. Resimler de eline ulaştırılacak Reader, nasıl çekeceğimi de söylersen mutlu olurum!! Ayrıca hediye de almam lazım gelir!! Son olarak da; bir hafta için açlık diyetine mi girsem, zayıflar mıyım?

Hayır, zayıflamam. Boşver ulan, zaten sınav haftasında zayıflamakla mı uğraşılır??

Yılbaşı partisi!!


Resmimi böyle kocaman kocaman şeettirdim ki biraz yazmışım gibi
görünsün!! Hehehe!!
Şimdi ben neden ortaya çıktım gene?? Yılbaşındaki küçük okul
partisine katılacak olan Ruh'a "akıl" vereceğim lafta... xDD
Bu sene partileri çok büyük olmayacakmış. Ama yine de kostüm
istiyorlarmış. Ben de dedim ki... Hehehe...

Gömleğinin içinden çıkmayacak bi kere... Onu biliyorum.
Bari kırmızı kareli Lacoste gömleğini giysin. Pitikare!!

O gömleği giyince kot da giyeceğini bildiğimden...
Varsın giysin, onu değiştiremeyeceğim de kostüm kısmını
nasıl ekleyeceğiz derkeeen...

Kedi ya da tavşan kulağı taksın bari... Ama çok kocaman
olmasın. =D Zaten saçlarını kestiriyormuş...
Buradan sana "k5" gönderiyorum Ruh, bi de Bloodhound
Gang şarkısı... xD

Makyaj yap!! Bol bol resim çek!!
Bir de o iki M'nin ve bir E'nin resmini istiyorum!!
E zor olur belki ama onu da Sena çeksin!! xD
Hadi ellerinden öper!! ;D

15 Aralık 2010 Çarşamba

Neysem O....

...At worst I feel bad for a while
But then I just smile
I go ahead and smile...



Credo*, sayın okurlar; ben ya çok akıllıyım ya da süzme salağım. Olsun, ikisi de çok güzel. Hiç değilse ben halimden memnunum. Aslında değilim. Ama memnunum. Memnun olmaya çalışıyorum!!


Oluyor gibi; biraz eski, sessiz halimden beter aslında ama... Yine de memnun olmaya çalışıyorum. Kendimi de seviyorum. Seviyorum ulan!! Herkesi seviyorum!!


Aşık oldum ulan ben, galiba?? 


Nıhahaha!!! 


Şimdi görün siz beni!!


Sınav haftası gelecek hafta!! 


Yine çakıyorum ben, görebiliyorum!! 


*İnanıyorum.

14 Aralık 2010 Salı

Of ulan!!

Kim mutluluğunu paylaşırsa insanlarla, o mutluluk çabuk kayboluyor...

Annem... Çok seviyorum onu.

İşte bu yüzden beni çok üzüyor.

Harcamasın kendisini, tüm mutluluğum onun olsun.

Yeter ki harcamasın kendisini.
Kedi Ökkeş'in fotoğrafını duvarıma asıp ona "Üstün Hizmet Madalyası" vereceğim. Kolay değildir Ruh'u bu kadar çabul mutlu etmek!! Büyülü müsün Ökkeş!! Hahaha! Lütfen daha çok görün bize Ökkeş, özellikle de ona!!

Mutluyum ben Bilog!!!




This can be the best thing underground, overground, all around, 
up and down, down town, in and out...

Mutluyum ben bilog!! Fransızcadan çakmışım; ne olacak, düzeltirim
be bilog!! Dünya gibi ödevim var ama düşündüğüm tek şey sabah
o kediyi yeniden görebilmek!! Büyülü müsün Ökkeş? (Kedinin 
ismi bu!) Seviyorum onu, yoktu uzun süredir ortalarda, bu sabah
saat 6:30 gibi ben vapura giderken yolda gördüm onu. Dedim 
kendime; "Bu gün güzel geçecek." 

Kendime olan inancımdan mı yoksa kedinin büyüsünden mi
bilemem ama sevdim bu günü bilog. Bilim insanları pazartesi
sendromunun alsında salı günleri görüldüğünü söyleye ve bu 
konuda araştırmalar yapadursunlar... Ben bu salıyı çok sevdim!
Tüm salılar böyle geçsin bilog, daha da güzel geçsin!!


Edit: Tüm günler böyle geçsin, neden salılar sadece!!

13 Aralık 2010 Pazartesi


-Edward Cullen-
Ben de istiyorum bundan!
Hahaha!!!

Bu arada; "O An..."ı güncelledim. 

10 Aralık 2010 Cuma

Buruk bir hüzün çökmüş üstüne Ruh'un.
Ara sıra gülümsediğinde de ulaşmıyor gözlerine.
Yorgun, çok yorgun.
Gözlerinin altı yara gibi, mosmor.
Kilo da verdi, sağlıksızca.

Abartıyorsun diyorlar ama biliyorum abartmadığımı.
Çok yüklendi kendine.
Kaldırabileceğinden daha çok işi sırtlandı.

Ara sıra ağlıyormuş gibi duruyor.
Göz yaşları olmadan ağlıyormuş gibi...
Ve sol kaşının ucundaki yarık daha da derin sanki.

Tüm Zamanların En Boktan Günü...

Sabah konferansın ikinci gününe katılmak için evden çktığımda hava ılıktı sayın okurlar. Evet, ılıktı. Adalar, Kadıköy, Kabataş seferi yapması gereken altı küsür vapuruna bindiğimde, hatta evden çıkarken bile bir bokluk olacağına dair bir şüphe vardı içimde. Öyle de oldu...

Biz daha Heybeli'ye varamadan bir fırtına ki, anasını satayım saniyesinde oldu her şey. Heybeli'ye varınca önce "Hava muhalefeti nedeniyle Kadıköy iskelesine yanaşılmayacaktır." dediler. Ki ben de Kadıköy'e gidecektim. O anda soğuk sular döküldü başımdan, öğretmenlerin dosyaları da bendeydi. Babişkoyu aradım, Kabataş'tan Kadıyöy'e geçersin dedi. Neyse dedim...

Sonra sefer tamamen iptal oldu, hay içine ettiğimin. Yarım saat bekledik iskelede, bana yarım asır gibi geldi. Zaten Kabataş'a varınca da ayrı bir rezalet. Yarım saat de orda Kadıköy vapurunu bekledim, bu sırada bir şey fark ettim. Fizik öğrenmek tamamen anlamsızdır. Hani öğretirler ya; sürtünme, kinetik enerjiyi ısı enerjisine çevirir. Enerjinin korunumu yasası hani... Yarım saat ellerimi birbirine sürttüm; bir boka yaramadı. Boşverin, fizik çalışmasanız da olur; pratikte anlamsız zaten.

Bu arada ayaklarım sırılsıklam oldu; bacaklarım dondu ve kansızlıktan dolayı vücudumun el, burun ve kulak gibi uç noktalarının hissiyatı tamamen kayboldu hatta bu nedenle yürümekte de zorluk çektim. Shit!!


Kadıköy vapuru da hiçliğin orta yerinde bi on beş-yirmi dakika kadar bekleyiverdi tabi, benim sinirlerim yeterince gerilmemiş gibi!! Defalarca sinirden ağladım bu gün, bilemiyorum, yanlız olmasam bu kadar strese girmezdim belki. Babama dedim ki götürsün beni, bir şey olmazmış.

Sonra bir taksi buldum da dedi kurtuluyorum; taksici yolu bilmiyordu, kaybolduk; on lira tutan yola yirmi beş lira verdim; daha da beteri, on beş dakikalık yolu kırk beş dakika da gittim.

Okula varınca da kütüphaneyi, komite odamı bulana kadar dondum; tabi bu sırada parke taşı döşeli yolda topuklu ayakkabılarla yürümeye çalışıyordum.

Yine de komitem çok kafa insanlardan oluşuyor, hepimiz Türk'üz; bir tane de Alman var sadece. O Mısırlı çocuğa çok sinir oldum ya gerçi, burnu havada...

Dönüşüm de biraz sancılı olsa da, yarın kendi arabamla gideceğmi bilmek güzel. Yine de bu günün tüm zamanların en boktan günü olduğunu değiştiremez...

9 Aralık 2010 Perşembe

Umut etmek de güzel tabi...
Boşa olduğunu anlayana kadar.

Daha kötüsü de;
Boşa olduğunu bile bile,
Umut etmek.

"Belki de boşa değldir."
Diye umut ederek...

8 Aralık 2010 Çarşamba

İnceldiği yerden kopar...


   Sabah kalkıp Mel'le kendime kahvaltı hazırladım, bizim evde pencereler değişiyor da. "Fly like a G6!!." diye bağıra bağıra -sabahın 5'i daha vakit- Mel'i uyandırıp psiko-kahkaha ile iyce uyuz ettikten sonra okula gidebildim ancak. Geometri sınavım da iyi geçti.

   Buraya kadar gayet normal tabi. Yarın Model Birleşmiş Milletler konferansına gidiyorum. Yazdığım önermenin hala iki maddeye daha ihtiyacı var ve bir de politik beyan yazmam lazım tabi. Üç tane sınavım var; matematik, biyoloji ve Fransızca olmak üzere. Münazara takımı için iki gün içerisinde sekiz dakikalık bir konuşma yazmam lazım ve aynı iki günde de on iki saatten biraz az bir süre boyunca konferansta olmam gerek. Kıyafetlerin hazırlanması gerek. Eve de yedi civarında geldim, belki biraz geçiyordu.

   Bunun net ve kaba bir tabirle tek açıklaması boku yediğimdir. Right?! Ben doğduğum sırada Tanrı meşgulmüş dostlar. Oh mon Dieu!! 


   Bu ne kadar böyle gider, ben ne kadar daha meşgul olabilirim bilmiyorum ama ağırlığının altında ezilmeye başladım gibi. Sınırlarım zorlanıyor, ezilip büzülüyorum... Kendimi küçük, küçücük hissediyorum bazen. Ve çok yetersiz...

   Bir de "o herif" var,  bana kendimi yeniden altı yaşındaymışım gibi hissettiren. Ve unuttuğum her şeyi bana tekrar ve tekrar hatırlatan... Bunun farkında olmayan ve belki de asla olmayacak olan... Ama o da başka bir yazı olsun canım.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Ağlarım ben, ben ağlarım...

Her şeyi bir kenara koysak, tüm değer yargılarını bir kenara bıraksan...

Yine de istemezsen beni, ben de ağzımı açmam o zaman...

Olmayacak şeyler istemesem senden, tutulamayacak sözler vermesem kendime...

Dünya daha güzel bir yer olurdu.

2 Aralık 2010 Perşembe

Blog Savaşları!!!

Disney Channel'da yeni bir dizi var ya, Blog Savaşları diye, bizim iş de ona dönecek. (Üç gün kuzenlerimde kaldım, küçük olanı sağolsun size bütün bir günün programını sayabilirim.) Şimdi bizim iş de ona dönecek ya ben atağa geçmezsem duramam.

Duyuru panomuzu kişisel işleriniz için kullanmayınız sayın Ruh. Bu bir.

Dalga geçiyormuşum, peh...

"Acaba yarın ne giysem?"

"Sence veli toplantısına gelir mi?"

"Kurabiye yapıp okula götürsem??"

Senden duyunca tuhaf oluyor be hatun... Hem sen kimseye özel üzümlü kurabiye yapmazsın ki?! Kıskanıyorum bak!! Hahaha!!

1 Aralık 2010 Çarşamba

Oturuyordu orda!!!
Tek başınaydı, oturuyordu!!
Ama yook!!
Gerizekalı gibi kıçımın derdine koştum ben.
Bu sefer ben gittim ulan.
Herif arkada kaldı...

Salak, salak, salak!!!
Uff yaaa....

Search