Sabah konferansın ikinci gününe katılmak için evden çktığımda hava ılıktı sayın okurlar. Evet, ılıktı. Adalar, Kadıköy, Kabataş seferi yapması gereken altı küsür vapuruna bindiğimde, hatta evden çıkarken bile bir bokluk olacağına dair bir şüphe vardı içimde. Öyle de oldu...
Biz daha Heybeli'ye varamadan bir fırtına ki, anasını satayım saniyesinde oldu her şey. Heybeli'ye varınca önce "Hava muhalefeti nedeniyle Kadıköy iskelesine yanaşılmayacaktır." dediler. Ki ben de Kadıköy'e gidecektim. O anda soğuk sular döküldü başımdan, öğretmenlerin dosyaları da bendeydi. Babişkoyu aradım, Kabataş'tan Kadıyöy'e geçersin dedi. Neyse dedim...
Sonra sefer tamamen iptal oldu, hay içine ettiğimin. Yarım saat bekledik iskelede, bana yarım asır gibi geldi. Zaten Kabataş'a varınca da ayrı bir rezalet. Yarım saat de orda Kadıköy vapurunu bekledim, bu sırada bir şey fark ettim. Fizik öğrenmek tamamen anlamsızdır. Hani öğretirler ya; sürtünme, kinetik enerjiyi ısı enerjisine çevirir. Enerjinin korunumu yasası hani... Yarım saat ellerimi birbirine sürttüm; bir boka yaramadı. Boşverin, fizik çalışmasanız da olur; pratikte anlamsız zaten.
Bu arada ayaklarım sırılsıklam oldu; bacaklarım dondu ve kansızlıktan dolayı vücudumun el, burun ve kulak gibi uç noktalarının hissiyatı tamamen kayboldu hatta bu nedenle yürümekte de zorluk çektim. Shit!!
Kadıköy vapuru da hiçliğin orta yerinde bi on beş-yirmi dakika kadar bekleyiverdi tabi, benim sinirlerim yeterince gerilmemiş gibi!! Defalarca sinirden ağladım bu gün, bilemiyorum, yanlız olmasam bu kadar strese girmezdim belki. Babama dedim ki götürsün beni, bir şey olmazmış.
Sonra bir taksi buldum da dedi kurtuluyorum; taksici yolu bilmiyordu, kaybolduk; on lira tutan yola yirmi beş lira verdim; daha da beteri, on beş dakikalık yolu kırk beş dakika da gittim.
Okula varınca da kütüphaneyi, komite odamı bulana kadar dondum; tabi bu sırada parke taşı döşeli yolda topuklu ayakkabılarla yürümeye çalışıyordum.
Yine de komitem çok kafa insanlardan oluşuyor, hepimiz Türk'üz; bir tane de Alman var sadece. O Mısırlı çocuğa çok sinir oldum ya gerçi, burnu havada...
Dönüşüm de biraz sancılı olsa da, yarın kendi arabamla gideceğmi bilmek güzel. Yine de bu günün tüm zamanların en boktan günü olduğunu değiştiremez...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder