Ben 15 yaşındayım.
Her fırsatta harika bir çocukluk dönemi geçirdiğimi söylerim. Bu gerçekten böyle olduğu için mi; yoksa içeride bir yerlerde bir eksiklik var da onu mu kapatmaya çalışıyorum, bilemiyorum. Hayali arkadaşlarım vardı, mükemmeldiler. Ya da benim olmak istediğim her şey. Çok şeye sahip olmak, her şeye sahip olmak, bende daha fazlasını isteme içgüdüsünü uyandırdı. İnsan her istediğine sahip olamıyor.
Ben küçüktüm.
Sevmekten hiçbir zaman çekinmedim. Ama sevdiğimi göstermekten hep korktum. Ben kimdim ki karşılık alacaktı bu sevgi. Her zaman herkesle anlaştım, ama hiç kimseyle yakınlaşamadım. Okula gitmeye ilk başladığımda, garipti. Kendimi karınca yuvasına düşmüş bir tesbih böceği gibi hissediyordum. Büzülüp sert kabuğumu etrafıma sarmıştım ve çevremdeki hiperaktif karıncaların itelediği yöne gidiyor, gittikçe daha da dibe batıyordum. Bir süre sonra kayboldum.
Ben büyüdüm.
Zaman geçtikçe değiştim. Çok değiştim, az değiştim. Büyüdüm; küçüldüm, küçücük oldum. İnsanın başını ağrıtan müzikte ve göz yoran ışıkların altında nasıl dans edildiğini öğrendim. Her gün, okula gelirken bile makyaj yapan yaşıtlarımdan daha iyi makyaj yapabildiğimi fark ettim. Öyle ki gündelik beni tamamen saklayabiliyordu. Öyle ki şaşırtıyordu sade gündelik beni bilenleri. Kim gerçekten ben, bilmiyorum. Ya da var mı öyle birisi...
Ben 15 yaşındayım.
Küçük sayılacak yaşlarda büyük kararlar verdim. Beni ne kadar yorsa, yıpratsa da kendimi ben sanılan benden ve başka herkesten daha az sevilmeye değer gördüm hep; kim olduğumun ya da -bazı anlarda- olabileceğimin ezici farkındalığı suratıma vurduğu andan beri. Çok derindi hissettiklerim; o kadar derindiler ki, kaynadıkları yerden çekip çıkarmaya uğraşsam yakarlardı beni. Sadece canımı acıtırdı. Babam bana bunun kötü bir şey olmadığını söylerdi; zira aynı ateşlerin yaktığı başka birisini bulduğumda, hangi ateşin kimi yaktığı umrumuzda olmayacaktı.
Ben 15 yaşındayım.
Bundan önce 14, 13 ve 5 yaşında da oldum. Asla ait hissetmediysem bile...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder