Kabul Ulan, Sadece Sayfa Bunlar
31 Mayıs 2011 Salı
30 Mayıs 2011 Pazartesi
Etiketler:
exam,
finals,
finals week,
sınav,
sınavlar
29 Mayıs 2011 Pazar
Size üzerinde çalıştığımız tiyatro oyunundan bahsetmiş miydim? Deli Dumrul. Hikayeyi bilirsiniz; Deli Dumrul Azrail'e kafa tutar ve onu sinirlendirir, Azrail ya senin canın ya da senin için canını verecek birini bulursun der, anası da babası da can vermez ona, vedalaşmaya gittiğinde eşi istemediği halde benim canım sana feda olsun der, Azrail ananın ve babanın canlarını alır ve bütün yılları Dumrul'un ve eşinin hayatın ekler. Oyun biter.
Neyse işte, ben de bu oyunda Azrail oluyorum işte. En büyük, en kapsamlı rollerden biri. Peki neden sinirliyim ben??
Rolümü paylaştırıyorlar. Bölüyorlar, parçalıyorlar, içine ettiler! Aynı anda iki ayrı yerde olamayacağıma göre -daha önce yapılmış onca değişikliğe rağmen- bu sefer senaryoda değişiklik yapmak yerine benim repliklerimi bölüyorlar.
Ve lanet olsun ki biliyorum, o diğer kız benim tek bir kelimem kadar yetenek taşımıyor içinde.
Bütün konsantrasyonumu kaybettim, ve ciddiyetimi. Yoğunlaşamıyorum.
Olmuyor, yapamıyorum.
Alçak gönüllü olduğumu söylerler ya... Herkesin maskesi arada bir kırılır aslında.
Neyse işte, ben de bu oyunda Azrail oluyorum işte. En büyük, en kapsamlı rollerden biri. Peki neden sinirliyim ben??
Rolümü paylaştırıyorlar. Bölüyorlar, parçalıyorlar, içine ettiler! Aynı anda iki ayrı yerde olamayacağıma göre -daha önce yapılmış onca değişikliğe rağmen- bu sefer senaryoda değişiklik yapmak yerine benim repliklerimi bölüyorlar.
Ve lanet olsun ki biliyorum, o diğer kız benim tek bir kelimem kadar yetenek taşımıyor içinde.
Bütün konsantrasyonumu kaybettim, ve ciddiyetimi. Yoğunlaşamıyorum.
Olmuyor, yapamıyorum.
Alçak gönüllü olduğumu söylerler ya... Herkesin maskesi arada bir kırılır aslında.
27 Mayıs 2011 Cuma
Hani bazen bilirsiniz...
Gitmek vakti gelmiştir artık.
Yine de bu sefer dönüp gidemezsiniz.
Ne ona gidebilirsiniz.
Ne de ondan gidebilirsiniz.
Hiç bir zaman, kimseye demedim ki;
sen olmazsan ölürüm ben.
Öyle çünkü.
Sensiz de devam eder hayat.
Her geçen saniye,
bir mızrak olup saplansa da etime...
Devam eder hayat.
Ben yanından geçip giderim senin.
Sen de göçüp gidersin kalbimden.
Asla duyamazsın bunu benden.
Sen gittiğinde de yaşarım ben.
Sadece bazen...
Kalbim bir parça kanla birlikte,
birkaç insani duyguyu da sızdırırsa vücuduma...
Yazarım böyle şeyler.
Nasıl yaşarım bilinmez.
21 Mayıs 2011 Cumartesi
Avatar bir bozmuş ki sormayın...
İki gündür paso film izliyorum. Bütün X-Men'leri izledim. (Gaaaaliba.) The Last Airbender'a vizyondayken gidemediğim için üzülmüştüm sonra unutulup gitmişti. Hiç hatırlanmadan kalsaymış da olurmuş, sevemedim. İkincisi, üçüncüsü (tabi çekerlerse) daha sağlam olmalı. Shyamalan yazmamalı. Hatta kadroyu toptan yeniden yapılandırmalılar.
Kısaca...
Avatar bir bozmuş ki sormayın...
Kısaca...
Avatar bir bozmuş ki sormayın...
Avatar The Last Airbender
The Last Airbender'ı izliyorum da, olayları biraz daha hızlı geçseler "5 Dakikada Havabükücü" sloganıyla vizyona sokabilirlermiş. =D İlk 8 dakikada havabükücüyü buldular ve Ateş Ulusu'nun askerleri geldi. XD Ağlamak istiyorum.
***
Zuko ne kadar çirkin!! Bir hata olmalı yaa... =D Yara izi nerde?! Aşıktım lan ben Zuko'ya!! N'aptınız Zuko'ma!! =D
***
Zuko'ya bi yara izi yapmışlar, yapmasalar da olurmuş... -__-
***
"Ruhlar dünyası ne demek büyükanne??" Hayatımda izlediğim en rezalet filmerden biri olma yolunda gidiyor ve daha sadece 13 dakika oldu. Ne yaptın sen Jackson Rathbone?? Başka film mi yoktu kuzum??
***
Daha iğrendirici bir seslendirme olamaz, çok ciddiyim sinemadan soğudum... -__-
***
***
Zuko ne kadar çirkin!! Bir hata olmalı yaa... =D Yara izi nerde?! Aşıktım lan ben Zuko'ya!! N'aptınız Zuko'ma!! =D
***
Zuko'ya bi yara izi yapmışlar, yapmasalar da olurmuş... -__-
***
"Ruhlar dünyası ne demek büyükanne??" Hayatımda izlediğim en rezalet filmerden biri olma yolunda gidiyor ve daha sadece 13 dakika oldu. Ne yaptın sen Jackson Rathbone?? Başka film mi yoktu kuzum??
***
Daha iğrendirici bir seslendirme olamaz, çok ciddiyim sinemadan soğudum... -__-
***
"Sizler güçlü, harika insanlarsınız..." Yok canım... -__- Kim yazdı lan bu senaryoyu?? (Shyamalan'ın kendi tabi...)
***
Avatar firar etmiş!! =D "Kaçmış" değil ama, firar etmiş...XD
***
Slow motion'da kılıcı boşa salladığın pek belli oluyor be güzelim. =D
***
"Yoktan ateş var etti!!" diye kaçan heriflere söyleyecek tek bir laf kalmadı... =D
***
Shyamalan'ın en berbat başlangıçlarından biri olmalı. 4 kitabı da tek filme sığdıracaklar diye korktum bir an. Ya film sonlara doğru toparlıyor ya da bir şekilde rezalete alışıyorsunuz. İkisi de olabilir, pek emin değilim. Devamı gelmeli ama Shyamalan yazmasın ve yönetmesin mümkünse. Ya da yönetebilir belki ama yazmasın, içine etmiş. Karakterler de fazlasıyla genç bu arada, gereğinden de genç. Katara resmen küçücük çocuk. Zuko desen bizim Zuko'yla alakası yok, ben bulamadım. Amcası baya bi genç, zamanla "yaşlandırma tekniği" uygulanacak heralde. Neyse.. İşte öyle bir film bu Avatar The Last Airbender.
20 Mayıs 2011 Cuma
17 Mayıs 2011 Salı
16 Mayıs 2011 Pazartesi
14 Mayıs 2011 Cumartesi

Şu anda kendimi gereksiz, yetersiz ve yalnız hissediyorum. Daha önce de gittim yurtdışına, uzun süre ayrı kaldım Ruh'tan ama bu sefer başka bir acı. Nerden düştüyse, burada kalmak fikri kurcalıyor aklımı bir süredir. Kalsam ne yaparım, bilmiyorum. Dönsem, belirli bir düzende yaşayıp gidiyorum. Hayata boş verebilirim, ya da geri dönebilirim.
Ne istiyorsan onu yap diyor Ruh. Ne istediğimi biliyor muyum ben sanki?..
8 Mayıs 2011 Pazar
"Anneler Günü"ymüş, peh!..
Neden birden her yan "Anneem anne!" diye çığıran insanlarla doldu? Dünkü kavgalar ne çabuk unutuldu ya da yarın da sevmeyecek misiniz onu? Daha iki gün önce eve gelir gelmez kavga ettim annemle. Saçma bir nedendendi ve evet utanç verici ama çakırkeyf olmasam kavga etmezdik.
Evet, Washington da bana "Yok artık!.." dediğine göre devam edebiliriz.
Anlatmaya çalıştığım şey annenizi sevmeyin değil, sevin onu. Zaten geriye kalan 363 gün kadına kan kusturacaksınız. Doğum gününü de attım da, şimdi düşünüyorum diğer özel günleri de mi atsam diye ama bu yazı bitmeyecek galiba konuyu baya bir dağıttım.
Şimdi sizin Facebook duvarınız Twitter profiliniz falan anne içerikli gönderilerle doldu ya baştan aşağı, bu sizin benden daha çok insani duyguya sahip olduğunuzu göstermez. Trendleri gayet iyi takip ediyorsunuz ama onu kesin kanıtlar.
Gidin kutlayın kadının gününü, sevin onu ama bize yansıtmayın. Sevgi içinizde yaşadıkça güzel. Orta malı etmeyin şu meredi. Annesi olmayanlar ne yapsın diye beni insafa getirmeye de çalışmayın, daha çok anlamsızlaşıyor anneler günü o zaman. Çok üzülüyorsanız yetimin, öksüzün haline siz de kutlamayın o zaman.
Ben ne yapayım kardeşim, sinirlendiriyorsunuz beni. Çok asabiyim bu aralar.
7 Mayıs 2011 Cumartesi
Neyden pişman olacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Çok düzenli yaşardım eskiden, hiçbir şey bu kadar karışık değildi. Her adım planlı, her kelime düşünülmüş. Şimdiyse her şey birbirine girdi. Ne yapacağımı bilmiyorum, bilinmezlik üzerinde de yazmak zor. Belki de her şey çok açık ama ben göremiyorum.
Çekinmeyin! Hayatta ne kaybettiysem hep çekingenlikten kaybettim...
Çekinmeyin! Hayatta ne kaybettiysem hep çekingenlikten kaybettim...
Vous n'm'avez jamais vue...
Vous marchiez en vainqueur
Au bras d'une demoiselle
Mon Dieu, qu'elle était belle !
J'en ai froid dans le coeur
5 Mayıs 2011 Perşembe
Ve ben hala uyumadım... 5:00'da kalkmalıyım ama hala uyumadım... Sanırım sabahlayacağız. Sıkılıyorum, çok sıkılıyorum. Hayat boş.
Lenslerimi de gözlerimle bütünleşmeden çıkarsam iyi olacak ama o zaman klavyeyi görememe ihtimalim çok yüksek. Hala iki buçuk saatlik uyku şansım var ama kafamı koyarsam uyanamamaktan korkuyorum.
Biliyorum.... Biliyorum....
4 Mayıs 2011 Çarşamba
Bir arkadaşın evindeyim, dedim ya okul gezisi falan... Sabah beşte kalkmamız lazım, sözde diyetteyim ama biz hala uyanığız ve puding pastası yemeyi planlıyoruz. Arsenal formamla uyumlu olsun diye -ellerimin her yerine bulaştıra bulaştıra ve yamuk yumuk- sürdüğüm kırmızı ojelerimle de gurur duyuyorum ayrıca, ne olur ne olmaz astral yapar bir yere gideriz rüyada. Şimdi gitsem iyi olur...
Etiketler:
arsenal,
ayvalık,
ev yatısı,
kırmızı oje
3 Mayıs 2011 Salı
Un Amor...
Ona baktığını gördüm.
Nasıl baktığını...
İsminin,
dudaklarından nasıl çıktığını
duydum...
Yüzümü başka yöne çevirdim.
Bilmiyorsun.
Ama ağlayabilirdim.
Bir neden gerekiyorsa anlatmaya
neden kendimi tuttuğumu;
dayanamazdım.
Sorsaydın bana neden ağladığımı,
sana yalan söylemeye dayanamazdım.
Is this a mild case of madness?!
Sen yokken eksikliğini çekiyorum blog!
Tüm dokuzlarla Ayvalık'a gidiyorum, ne büyük heycan değil mi?.. Çok kafa insanlar var, yanlış anlaşılmasın ama bazılarını düşündükçe.... Iyyyy.... 7 saat aynı otobüste çok eğleniriz eminim.
Ve biz... Her mümkün anda alkole yapışan genç bünyeler okulda votka için para topluyoruz. Katkım var, ciddiyim. Kimsenin bizden bir akşamı odamızda uslu uslu oturup 10'da yatarak geçirmemizi beklemediğinin farkındayım gerçi. İşte o yakalanırsak korkusu votkayı daha tatlı yapıyor. Kim kim içiyoruz merak ettim. Soruyorum... Sordum.
Tüm dokuzlarla Ayvalık'a gidiyorum, ne büyük heycan değil mi?.. Çok kafa insanlar var, yanlış anlaşılmasın ama bazılarını düşündükçe.... Iyyyy.... 7 saat aynı otobüste çok eğleniriz eminim.
Ve biz... Her mümkün anda alkole yapışan genç bünyeler okulda votka için para topluyoruz. Katkım var, ciddiyim. Kimsenin bizden bir akşamı odamızda uslu uslu oturup 10'da yatarak geçirmemizi beklemediğinin farkındayım gerçi. İşte o yakalanırsak korkusu votkayı daha tatlı yapıyor. Kim kim içiyoruz merak ettim. Soruyorum... Sordum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








