31 Ekim 2012 Çarşamba

1 Ağustos 1995, saat 8:20'de sıcak bir yaz gününe doğmuşum ben. O gün kayda değer pek bir şey olmamış dünyada ama ertesi gün Şili'ye vuran kar ve soğuk dalgası o ay boyunca ülkenin bir çok yerini felç etmiş.

Benimle aynı günde Filipinli bir aktör olan Derick Monasterio doğmuş. O kim mi? Hiç bilmem.

Hayatımın ilk birkaç saati hastanede, ilk birkaç günü ise bir teyzemin evinde geçmiş. Daha o eve girdiğimiz ilk gecede güveler vücudumu yemiş. Sonra da kendi evimize geçmişiz zaten. Hayatımın ilk senesi ise Malatya'da, sabahları babam okuldayken bana bakan annem ve akşamları annem hastanede nöbetteyken bana bakan babamla geçmiş.

İstanbul'a gelmişiz sonra. Babamın tayini çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği yere Büyükada'ya çıkmış. Annem de Heybeli'deki verem sanatoryumunda çalışmaya başlamış.

Çocukluğum aman kızımız düşmesin, üzülmesin, bir yanına bir şey olmasınlarla geçti. Sporla aram hep kötüydü. Koşamazdım, atlayıp zıplayamazdım. Çabuk yorulurdum. Buna rağmen üç sene yüzdüm. Bir de her yere bisikletle giderdik adada.

Küçükken ansiklopedileri elime oyuncak diye verirlermiş, resimlerine bakarmışım. Evimizde bir duvar boyunca kitaplık vardı, hep okudum. Okumasaymışım keşke. Algısı düşük insanlar mutlu oluyor. Sebzelere bakın mesela!! Hiç mutsuz sebze gördünüz mü?? Okumayın.

Babam haklı olarak inançsız, annem haklı olarak spiritüel bir insandı. Ben de Eski Mısır tanrılarına inanırdım küçükken. Olsun...

...

Hala niye okuyorsunuz ki sonunu bildiğiniz hikayeyi?? Sonra benim gibi mantar bir insan çıkmış işte bütün bunların içinden. Bak hala okuyor...

Git bir çay koy sen dost insan. İçimden bir ses sen çay seversin diyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Search