
Şu an Ruh'un evindeyim. O kahve için su koymaya gitti, ben de biraz buralarda takılayım dedim. Laptopunun boşluk tuşu kırılmış, bitişik kelimeler görürseniz suç benim değil.
Kings Of Leon'un son albümünü almış, şimdi onu dinliyoruz birlikte. Daha doğrusu ben onun yatağını işgal ettiğimden o da küçük mor sandalyesine oturup ayaklarını kalorifer peteğine dayamış şekilde kitap okuyordu, hala kahvesini alıp gelemedi.
Endişeleniyorum bazen. O kadar kafeinin bir file kalp krizi geçirtebileceğini düşünsem de ona ne zaman bunu söylesem sadece gülüyor. Sonra bir bardak daha kahve alıyor kendine.
Erteleye erteleye biriktirdiğimiz, canımızı sıkan işlerimiz var. İkimiz de birbirimize benziyoruz bu konuda. Onları bitirmeye çalışıyoruz birlikte, biraz destekle daha çabuk bitiyor sanki. Daha doğrusu başlayacak cesareti daha çabuk buluyorsunuz.
Şu anda The End çalıyor. Ve ben sarı sıcak ışıkların altında, Sex On The Fire'ı ilk defa Caleb'in sesinden başka bir sesten dinlediğim günü hatırlıyorum. Yarım bir kalabalık, tam da kalabalık değil.
Hafif bir uğultu. Kısa bir alkış dalgası.
Kapak fotoğrafını çok sevdiğimden behsedeceğim geldiğinde. Aynı biz. Aynı kök.
Ve yinede iki ayrı kişiyiz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder