9 Haziran 2010 Çarşamba

Childish Ways


Forever young...
I wanna be forever young...
Do you really want to live forever, forever and ever...
Çok değiştik. Eskiden böyle değildik. Bu ne demek. Değiştik. 
Babam bu kadar küfretmezdi eskiden.
Annem her dakika ne yaptığımı sormazdı. 
Ağlamak. İlginç zamanlarda ağlamazdım. Sokağın ortasında mesela.
Bu kadar kararsız değildim. Ya da karar verecek çok şey yoktu.
Are you gonna drop the bomb or not?
Çözeceğini bilsem her şeyi. Şimdi, şu anda öldüreceğim kendimi.
Kardeşimin bir daha ağlamayacağını söyleseler bana.
Ya da babamın yine eskisi gibi olacağını. Seveceğini.
Annemin, üç yaşındayken kendisine şiir yazdığım kadına dönüşeceğini...
Oysa ölüm en büyük acıyı geride kalanlara çektiriyor.
Bu lafı bir yerlerde daha kullandım sanırım.
Tıkandım. Daha fazla düşünemiyorum. Ya da çok fazla ölüm düşünüyorum.
Ve aklıma bu sözlerim, kendi sözlerim, gelince vazgeçiyorum.
Let us die young or let us live forever.
We don't have the power, but we never say never!
Diyorum işte size ben otuzumu göremeden öleceğim.
Bu krizlerden biri alıp götürecek beni.
Ama durduramıyorum kendimi. Sürekli dahasını istiyorum.
En kötüsü ne biliyor musunuz?
Ben hep büyümek istedim. Hala istiyorum.
Bu isteğimin beni böylesine orantısız büyüteceğini nereden bilebilirdim?
Ruhum ve bedenim... Aynı yaşta değiller artık.
Ve birbirlerinin isteklerini karşılayamıyorlar.
Kendimi sıkışmış; bir dakikanın, bir saniyenin içine takılmış gibi hissediyorum.
Büyümek istemiyorum. Artık büyümek istemiyorum.
Daha fazla büyümek istemiyorum.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Search