16 Haziran 2010 Çarşamba

Put Your Lights On

Bazı hislerimin tekrar yerine oturmaya başladığını hissediyorum.
Bir şeyler yapma gücünü kendimde bulmaya başladım yeniden.
Birkaç satır bir şeyler karalamak istedim. Kahvemi aldım,
radyoyu açtım. Yazılmaya ve okunmaya değer bir şeyler olsun istedim.
Ben öyle düşünürken kendi kendime, daha birkaç cümle anca yazmıştım,
bu şarkı başladı kulaklarıma dolmaya. Öylesine yakın hissetim ki 
şarkıyı kendime... Dinlemenin yetmeyeceğini anlamıştım.

Cause there's a monster living under my bed
Whispering in my ear
There's an angel, with a hand on my head
She say I've got nothing to fear

Ellerimi tellerin üzerine acıtana kadar bastırmayı, çıkan kanı...
Buna rağmen bağırmadan, sessiz ve derinden bir şekilde
şarkı söylemeyi ne çok özlemişim. Son notanın havada asılı kalmasını...
Havadaki bakırımsı kokuyu özlemişim. 
Her gitarımı elime aldığımda yapmıyorum bunları.
Korkularım var. Kendilerini hatırlatmayı iyi bilen.
Ben, yine benin arkasındayım.
Yinede, küçük bir ışık iyi olabilirdi.

There's a darkness living deep in my soul
I still got a purpose to serve
So let your light shine, deep into my hole
God, don't let me lose my nerve
Don't let me lose my nerve

Bir süreliğine bir şeylere ara verme zamanı şimdi.
Ama hala bir amacım var. Peşinden gidiyorum.
Eskiden bir yamacın aşağısında olduğumu düşünürdüm.
Yamacı tırmanınca bitecekti işim.
Şimdi farkına vardım ki, aslında bir çukurdayım.
Dört bir yanım yarlarla kaplı.
Sadece tırmanmak yetmiyor anlayacağınız.
Bir de neresinden tımanacağımı bulmalıyım.
Bir ışık istiyorum şimdi sadece.
Ve biraz sabır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Search